yasam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

bir pazar günü nasıl değerlendirilir

Hani o pazar günleri vardır ya, gerçi varmıdır bilmiyorum. Belki de size hiç olmamıştır ama ben çok sıkılırım pazar günleri. Tek başıma olmaki bütün gün verimli hiç bir şey yapmamak, arkadaşlarımı görmemek okula gitmemek hepsi çok sıkıcı geliyor. Bugün okul yokmuş diye haber geldiğinde üzülen tarz insanlardanım. Okul yoksa arkadaşlarımı da göremem, ben okula zaten 3-5 bilgi öğreneyim onun dışında da arkadaşlarımı göreyim diye gidiyordum.

Neyse bugünün bitmesine 49 dk kala bir genel değerlendirme yapacak olursam, çok boş bir gün olduğunu fark ettim ve size sıkıcı pazar günleriyle ilgili bir kaç tavsiye vereceğim.

1- Çoğu insan pazar gününü geç saate uyanarak tercih eder, ama bence erken kalkıp yürüyüş yapın!
Evet, hava ne olursa olsun erken kalkıp yürüyüş yapmak uykunuzu açacak, canlılık katacak hem de muhtemelen hareketsiz kalan vücudunuza büyük bir iyilik yapmış olacaksınız. Ayrıca erken kalkarsanız akşam da erken yatarsınız ve böylece pazartesi okula/işe gitmek için erken uyanmak çok da büyük bir sıkıntı olmaz değil mi? Bu sabahı tembellik yaparak geçireceğime kalkıp yürüyüş yapsaydım en azından yavaştan uykum gelirdişimdi.

2- Laik olduğunuz bir kahvaltıyla ödüllendirin kendinizi.
Modern yaşamın klişesi değilmidir vaktşn hiç bir şeye yetmemesi. Düzgün kahvaltı yapamamak, geçiştirmek. Kahvaltının ne kadar önemli bir öğün olduğuna dair nutuk çekmek gibi bir niyetim yok zaten yeterince duyuyoruz. Sağlık için öneminden çok, piskolojik olarak da kendimize değer verdiğimizi göstermek için en güzelinden rahat rahat kahvaltı yapmak bence iyi gelecektir. Dışarda yapmayacaksanız bile bence evde üşenmeyin ve sofranızı donatın, hatta varsa sizin gibi erken uyanan arkadaşlarınız, onları da çağırın. Bu sabah tost yapıp geçiştirdim. Keşke onun yerine harika bir kahvaltı tercih etseydim.

3- Kitap okuyun, gazete okuyun, dergi okuyun ya da blogumu okuyun :)
Kahvaltıdan sonra kahvenizi yapın ve alın bir şeyler okuyun sakince, uzun zaman önce başladığınız bir kitapvardır ona devam edin, belki de öylesine bir dergi karıştırabilirsiniz, veya sanal ortamlarda dolaşıp güzel yazılar okuyabilirsiniz. Bedeniniz dinlenirken bırakın beyniniz çalışmaya devam etsin, onun çalışmaya ihtiyacı var zaten. Açmayın o gereksiz bilgilerle dolu magazin programlarını. Neyse ki bu tavsiyeme kendim de uydum bugün. ( Çok şükür !)

4- Haftanızı planlayın
Çok planlı, her yere ajandayla yetişen bir insan değilim tabiki, ama oturup önümdeki haftayı planlamak, ne zaman hangi işimi halledeceğimi düşünmek, hangi projeyi hangi günüme ayıracağımı ya da ne zaman hangi ödevi yapacağımı düşünmek önümdeki hedeflere ulaşmamı daha da kolaylaştırıyormuş gibi geliyor bana, ya da en azından bilinç altımı yapacağınız işlere hazırlarsınız. Çok disiplinli bir plan haızlrayın demiyorum tabii ki ama az buçuk ne zaman neyi yapacağınız belli olsun bu doğrultuda hareket edin. ( Bu sizi bir kahve içmeye davet eden arkadaşlarınızı sırf planınıza uymuyor diye red edeceğiniz anlamına gelmez , biraz da spontane olun)


5-Değişik yemek tarifi deneyin
Bazı günler, özellikle boş günlerde çok değişik şeyler yemek istiyor insanın canı. Sonra gereksiz abur cuburlara sağlıksız yiyeceklere sarıyoruz. Bunun yerine internetten hem sağlıklı, hem pratik hem de tadı güzel olan çok tarifler var, belki bunlardan birini deneyebilirsiniz. Hem kaliteli vakit geçiririsiniz, kendinizi geliştirirsiniz, tabi sonunda aç kalmanız da muhtemel :) Ama belki de içinizdeki cevheri keşfedersiniz . Gerçi ben ne zaman değişik tarife girişsem, sonunda dışardan yiyecek sipariş etmekle biter girşimim. Ama eninde sonunda ben de başaracağım:)


6-Yenibir şey öğrenin
Varsa sizin de yakınınızda farklı yetenekleri olan kişiler, hemen benim gibi üzerine atlayın. Benim sevgili arkadaşım Ayşe, 8 yaşından beri örgü örer. Ve ben de 22 yaşımda örgü örmeyi öğrenmeye kalkıştım. Hadi bakalım, söke öre söke öre öğreniyoruz. Sizin illa örgü öğrenmeniz şart değil tabii ki, ama öğrenin işte değişik şeyler deneyin. Kendinize güzel bir hobby bulursunuz. Belki de yukarda bahsettiğim yemek işine çoktan merak saldınız. Eh artık bir gün beni de yemeğe davet edersiniz.


7- Kendinize vakit ayırın
Erkek de kadın da kendini şımartmayı hak eder. Ben kendime vakit ayırmak dendi mi aklıma gelen ilk şey güzel saç ve yüz maskeleri yapmak, banyoda biraz vakit geçirmek sonrasında güzel tonikler parfümler sürmek gibi şeyler düşünüyorum nedense. Herkesin çok kolay uygulayabileceği hazır maskeler, ya da herkesin evinde olan malzemelerle yapılabilecek doğal maskeler var. Yapın sürünün cildinize kendinize bir iyilik yapın. Hem güzel vakit geçirirsiniz, hem de kendinizi şımartmış olursunuz. Eğer varsa erkek okuyucularım, siz de deneyin gerçekten erkekler de bakımlı olabilir :)

8- Sevdiklerinizi arayın vakit ayırın
Kendimize vakit ayırdık mı, tamam peki ya sevdiklerimize. Hep aklınıza gelen o eski arkadaşlarınız vardır bi ara arayayım dediğiniz ama 2 aydır hala aramadığınız, hal hatır sorma vakti geldi artık. Ya da sevdiğiniz uzak akrabalarınız, yaşlı teyzeleriniz tanıdıklarınız. Bir aramanızdan o kadar memnun kalırlar ki emin olun. İnsanların sevindiğini fark edince siz de değişik bir tatmin duygusu yaşayacaksınız .

9- Güzel bir film izleyin
Günümüzü çok yoğun olmadan ama keyiflli bir şekilde geçirdik mi, evet. Eh o zaman son keyifli kısma geldik. Odanıza mum yakın, kucağınıza battaniyenizi alın, mısırınızı da patlatın ve açın güzel bir film. Tadını çıkarın keyifli keyifli, zaten pazartesiye saatler kalmış. Şu anın tadını çıkarmamak olmaz.

Keyifli bir pazar geçirdiniz, yeni hafta için enerjinizi topladınız ve erken kalkmanın, karanlıkta film izlemenin güzel bir yan etkisi olan uykunuzun erken gelmesi de size rahat bir uyku sağlayacaktır. Bence uykunuz geldiyse sakın kaçırmayın ve hemen uyuyun.


Benim için güzel bir pazar günü denince bu liste aklıma geliyor, tabi eklenecek bir çok madde var mesela arkadaşlarla görüşmek , dışarda vakit geçirmek ama nedense evde olma havamdaydım bugün. Peki sizin aklınıza ne geliyor güzel bir pazar günü denince? Merak ediyorum açıkcası. Fikirlerinizi yorumlara bırakabilirsiniz .

Sevgilerle
Aylin

Not: Bu postu 2015 yılının son aylarında kış mevsiminde yazmıştım. Ama nedendir bilinmez paylaşmamışım taslaklarda kalmış öyle. 22 yaşındaki Aylinin hatrına paylaşıyorum şimdi bunu :) 

Sosyopix Alışverişim



Uzun zamandır her yerde duyduğum, özellikle instagramda çok sık denk geldiğim bir fotoğraf baskı sayfasından bahsetmek istiyorum şimdi. Özellikle polaroid fotoğraf formatında resimlerimizi çıktı olarak elimize vermesi, kısacası "anılarımıza dokunmamıza" olanak sağlaması çoğu kişinin gönlünü fethetti. Evet başlıktan da anlaşıldığı gibi bugün Sosyopix Alışverişimden bahsetmek istiyorum.



Sosyopix size sosyal medya hesaplarınızdaki fotoğraflarınızı kare kart, polaroid kart, takvim kartları gibi farklı seçeneklerde fotoğraflarınızın baskısını yapıp bu sevimli turuncu kutu içerisinde size gönderme olanağı sağlıyor. İsterseniz internet sayfasından resimleri yükleyebilirsiniz ya da daha pratik olsun derseniz uygulamayı telefonunuza indirip telefondan işlemleri çabucak hal edebilirsiniz. Ben uygulamayı kullandım.

 

Kargom elime 4 - 5 günde ulaştı. Çıkarttırdığım fotoğraflar bu sevimli paketin içindeydi, ayrıca içinde çok sevimli buz dolabı maknetleri de vardı. (Fotoğraflarını çekmeyi unutmuşum :) )



Benim çıkarttırdığım fotoğraflar kare kartlardan. Sakın ha Pola kartlarla karıştırmayın. Pola kartlar Polaroid kameradan çekilmiş gibi görünenler. Kare kartlar da adı üstünde kare şeklindeki fotoğraflar.

Açıkcası Fotoğrafların yapısı, çözünürlüğü sizin gönderdiğiniz fotoğraflara da biraz bağlı. Daha kalitesiz bir kamera ile çekildiğinde haliyle fotoğrafların da çözünürlüğü düşük duruyor. Ayrıca fotoğrafların basıldığı kartları ben bir tık daha kaliteli hayal etmiştim. Kötü değiller kesinlikle, mat ve güzeller. Ama yinede bir tık daha kaliteli olabilirdi bence.

Buradan Sosyopix kurucularına söylemek istediğim bir şey daha var :) İsterdim ki instagramdan direkt arkadaşımın fotoğraflarını seçebilieyim. Kendi instagram fotoğraflarımızı seçebiliyoruz evet, ama malesef arkadaşımıza bir hediye yapmak istediğimizde onun resimlerini seçmek için şifreye ihtiyaç duyuyor. Bunun bir yolu var mıdır acaba umarım bu konuya çözüm getirirler.

Siz nasıl buldunuz Sosyopix alışverişimi. Sosyopixten hiç fotoğraf baskısı yaptırdınız mı? Sizin yorumlarınızı merak ediyorum.

Alex Lewisin Sıra Dışı Hayatı

Tam da şu sıralar hayatım istediğim gibi gitmiyor diye dert yanıyordum herkese. Üniversiteden mezun olalı daha 5 ay olmuştu, kpssye girmek, atanmaya çalışmak, iş aramak beni (kendimce) çok yıpratmıştı. Yüksek lisansa başlamıştım ve alanım beni zorluyordum. Ne yüksek lisanstan istediğim verimi alabiliyordum ne de tamamen kendimi çalıştığım işe veriyordum. Hava her zaman soğuk, bulutlar her zaman gri gibiydi.Hiç arkadaşımın olmadığı bir şehirde yapayalnız hissediyordum ve bir türlü alışamamıştım düzene. Eski rahat öğrenci yaşantımı özlüyordum, devletin güzel bir okuluna atanan arkadaşlarımın profillerini stalklayıp onların mutluluğuna gıpta ediyordum. Hatta tam da bu gün kendime depresif meyillerime dair teşhis koymuştum. Kısacası memnuniyetsizliğin nirvanasını yaşıyordum şu sıralar.



Okuldan çıkıp odama çekildiğime hepimizin yaptığı gibi facebook'u açıp değişik videoları izledim. derken şu belgesel fragmanına denk geldim:



İki yıl öncesine gayet sıradan bir hayatını olan Lewis ailesi, bir gece Alex'in soğuk algınlığına yakalandığını sanmasıyla hastaneye yatırılması ve aslında o sırada toksin şok sendromu yaşıyor olması ( yani bir tür bakterinin vücüda yayılması) sonucunda kolarını, bacaklarını ve yüzününün yarısını kaybetmiştir. Rorahatsızlığın ilk günlerinde doktorlar tarafından sadece %3 lük bir yaşama şansı verilmiştir. Fakat her şeye rağmen hayatta kalmaya başaran Alex'in bundan sonraki hayatı öncekinden oldukça farklı olmaya başlamıştır.


Bu belgeselde en üzüldüğüm bölümlerden biri, Alexin oğlunun, babasının kendisini öpmesine izin vermemesiydi. Sadece sarılmaya izni vardı babasının. "Only hugs, no kisses" diyordu oğlu . Bu benim içimi param parça etti.

Elimizi saçımızda gezdirmemiz, giyinebilmemiz bile bir nimet. Kendime o kadar kızıyorum ki, şu memnuniyetsizliğimize, sahip olduklarımıza değil de, sahip olmadıklarımıza odaklanmamıza kızıyorum. Şu anda parmaklarım klavyenin üzerindeki tuşlara basıyor. onları hissedebiliyorum. bu bile şükür sevinci.

Kendinize gelin ve sorgulayın, şükredin. "The Extraordinary Case of Alex Lewis" i mutlaka izlemelisiniz.  İzleyin ve ilham alın.

Bu arada yazımı bitirmeden önce şunu da belirtmek istiyorum, hangisinin beni daha çok etkilediğine karar veremiyorum resmen, Alex'in çabaları mı, yoksa karısının fedakarlığı mı? Belgeseli izleyeniniz varsa yorumlarınızı bekliyorum.



Yağmurlu bir cumartesi

Yağmurlu bir cumartesi akşamından merhaba. Son bahar geldiğini artık hissettiriyor. Ne yazın bunaltıcı sıcakları, ne de kışın hüzünlendiren soğuklarını seviyorum. Son baharı, son baharın ılık yağmurlarını, sarı ve turuncuya bürünen yapraklarını , şiirler okuyam rüzgarını seviyorum. Bu son baharı ilk kez eskişehirde geçireceğim.



Eskişehir de öyle bir şehir ki, Son Baharı geçirilebilinecek güzel bir seçenek. Porsuk çayından geçen gondollar, şehrin sokaklarından geçen tramvaylar, şehrin içinden geçen porsuk. Tam bir avrupa şehri havasında açıkcası.


Aslında bu fotoğrafları öylesine instagram hikayesine eklemek için çekmiştim. Ama bugün eskişehirde gittiğim bir mekanı o kadar çok beğendim ki, en iyisi blogda da paylaşayım dedim.

eskişehir passage ile ilgili görsel sonucu
Resim internetten alıntıdır 

Bugün yağmurda dolaşırken hem oturup sohbet edebileceğimiz aynı zamanda da yağmurun dinmesini bekleyeceğimiz güzel ve uygun fiyatlı bir yer aradık. Osmanlı kahvecisi var Passage cafenin yanında fiyatlarını ıspartadan biliyorum ama orada da oturma yerleri o kadar sıkışık ki, adeta yan masadakiler sizin sohbetinize katılıyor, siz arka masadakilerin sohbetinize dahil oluyorsunuz. O yüzden başka alternatiflere bakalım derken Waffle + Çay 13 lira yazan Passage cafeye girdik. Karnımız tok olduğundan bir waffle paylaşalım dedik. Garson o kadar ilgiliydi ki, bizi hiç uüraştırmadan Waffle'i ikiye bölmüş iki ayrı tabağa koyup getirmiş. Kimi kafeler müşterilere sadece TL işareti olarak görür ve eğer siparişiniz öyle ufak tefek bir şeyse garsonlar sizi hor görmeye başlar. Bugün ben Eskişehir Passage cafeden çok memnun kaldım.


Öylesine başka kampanyaların da fotoğrafını çekmiştim daha sonra gelirsek aklımızda olsun diye ( İtiraf ediyorum başka masalardaki kızlar Pizza yiyordu ve Pizzaları kocamandı limonata da çok güzel görünüyordu ben de unutmamak için çektim :) ) Ama genel olarak fiyatlar uygun ve parasının hakkını veriyor gibi duruyor.


Eğer yolunuz eskişehir'e düşecek olursa buradaki Passage Cafe'ye gelmenizi öneririm.


Bana gelen sevimli paket


Ufak bir hediye geldi bana bir kaç gün önce, çok sevimli paketlenmiş. Bu paketin kimden gekdiğini tahmin ediyorsunuzdur zaten, sevgilimden. Burası benim aynı zamanda kişisel günlüğüm de olduğuna göre bu tatlı hatıralarımı bir kenarda bırakmak istiyorum, çünkü hayatta en değerli şeyleri hatıralarımızken, en kolay da onları unutuyoruz, özellikle minik hatıralarımızı...



İnstagramdan takip edenler zaten görmüştür. Kpssye çalıştığım bu süreçte sevgilim de bana çok destek oluyor. Bu aralar biraz sıkıntılıydım, çalışamıyordum güzelce, motivasyonumu artırmak için, neşemi yerine getirmek için bana bu sevimli kedili defterli, kalemleri ve kutu içinde kedi post-it (kitty house it) leri almış ....

Bir ilişkide önemli olan tabii ki sürekli bir şeyler satın almak , pahalı hediyeler vermek/almak değil. 
Önemli olan o ince düşünce. Mesela ben kırtasiye ürünlerine bayılıyorum, resim yapmayı çok seviyorum böyle kalemler tam bana göre, ya da kedileri çok seviyorum herhangi bir deftrer değil de, kedili defter tam benim ruhumu yansıtıyor.


Hadi bugün siz de sevdiğiniz birine tatlı bir sürpriz yapın, gününü güzelleştirin. İlla bir sevgili  olmak zorunda değil bu, gidin annenizi mutlu edin, arkadaşlarınızı, öğretmeninizi... Yeter ki yayılsın mutluluk tohumları bu dünyada 

Luzyo - Kendi Kolyeni Kendin Yarat






Ablam o kadar ince bir kız ki, benim sıradığı şeylere ne kadar bayıldığımı biliyor ve bana bu harika kolyeyi hediye ediyor! Doğum Günüm için kimin bana ne aldığını tek tek söyleyip görgüsüzlük yapmak istemiyorum, ama hem yaratıcı hem de anlamlı, bir o kadar da şık bir hediye arayışında olanlara , yani sevgilisine , kız arakdaşına hediye arayışında olanlara fikir olması açısından bu güzel hediyemi sizinle paylaşarak sizin de fikir sahibi olmanızı istiyorum.




Luzdemia kolyelerinin özelliği, kendi kolyenizi kendinizin tasarlyor olabilmeniz. farklı farklı kolye uçları , ve kolyelerinizin içine koyabileceğiniz minik semboller var. Nasıl bir tarz yakalamak isterseniz o şekilde tasarlıyorsunuz, ya da nasıl bir mesaj vermek isterseniz o manadaki minik sembolleri seçiyorsunuz.


Ablam benim için bu minik sembolleri seçmiş, kalbi tam çekememişim ama olsun , diğer semboller yeterince anlaşılır zaten, en sevdiğim hangisi diye sorarsanız seçemem çünkü hepsi gerçekten ayrı anlamlı ve beni tam manasıyla çok iyi tanıyan ablam gerçekten beni tanımlayabilecek en uygun sembolleri seçmiş.










sembollerimizi kolyemizin içine koyuyoruz, kapağını kapatıyoruz ve gerçekten çok anlamlı harika bir kolyemiz oluyor. Ve en güzeli de bu kolyelerin , kişinin yaratıcılığına kalmış olması :)




Nasıl buldunuz ablamın bana aldığı Luzyo kolyesini? Gerçekten de Sevgiliye alınacak bir hediye, ya da kız arkadaşla , kız kardeşe alınacak harika bir hediye fikri!






Wooderful Life Kedicikli Müzik Kutusu


Anne kedi, Baba kedi ve üç yavrusu.
Sanırım bu müzik kutusu hayatımda aldığım en güzel hediyelerden biri, tam benim gibi bir kedi insanı için tasarlanmış!

Bugün günüm işte bu güzel hediye ile başladı. Wooderful Life eski tarz müzik kutularını günümüze uyarlamayı konsepti haline getirmiş ve müşterilerine bir çok güzel alternatifi olan müzik kutuları tasarlamış. Kanada ahşabı kullanılan bu eski usül müzik kutuları el ile yapılıyor yani büyük bir emek var arkasında. Sevgilim DnR dan almış ve böyle bir kutu içerisinde geldi



 Üstten Bakılınca üç tane kedicik, biri anne biri baba üç yavruları var. kedi yavrularından ikisi sepette, biri de haylaz herhalde dışarda top oynuyor .





Çok şık detayları olan, harika bir ahşap kokusuna sahip bu müzik kutusu beni benden aldı. Babam Marangoz olduğundan zaten çok ilgim var ahşaba, ahşap sanatlarına. Kedilere olan sevgimi ise herkes bildiğine göre gerçekten bu müzik kutusu özel benim için hazırlanmış sanırım :)




Müzik kutusu home,sweet home melodisini çalıyor, size nasıl bir şey olduğunu görmeniz için aslında bir video çekmiştim ama kameram eski olduğundan biraz kalitesiz olmuş. Yinede en azından melodinin nasıl bir şey olduğunu falan anlarsınız :)






Beni o kadar mutlu eden bir hediye oldu ki, bir kez daha evet o doğru kişi dedim...



Sizce de çok tatlı değil mi :) ?

Ders çalışmalı, ama nasıl?

Bu yıl yaz tatili uzadıkça uzadı ve neredeyse okulun açılması kış'ı bulacaktı biraz daha zorlasaydık! Bu kadar uzun bir yaz tatilinin ardından tekrardan okula, derslere adapte olmak gerçekten zor olmalı tüm öğrencilere. Hazır kendim de kpss'ye hazırlanıyor ve derse/okula adaptasyon sorunları yaşıyor iken size bu ilk baştaki adapte olamama sürecini daha kolay atlatacak bir kaç önerim var. Kısacası bu yazı Nasıl ders çalışılır, nasıl ders çalışmaya başlanılır, ders çalışma tüyoları yani sıfır'dan bir anda ders çalışmaya karar verenler için bir rehber niteliğinde!



Kendinizi Psikolojik olarak ders çalışmaya ayarlaryın
Yani nasıl mı? Ben iki haftadır her gün ders çalışmaya başlayacağım günü hayal ediyordum. Kendime tatlı tatlı defterler, ve kalemler aldım ( her sene Bime gelen ucuz ve kaliteli olanlardan :) ) Ve artık ders çalışmayı düşünmekten o kadar sıkılmıştım ki, yeter be oturup çalışacağım dedim ve oturdum.









Programınızı yapın
Evet bu beşyüzmilyon defa söylendi, ama belki de ders çalışma sürecinin verimli olmasını sağlayan en önemli faktörlerden biri bu programdır. ilk günlerinizi daha az hafif , daha kısa süreli ders çalışma vakitleri yazın, haftalık ve aylık programlar yapın ne kadar sürede neler bitmiş olacak hangi başlıklar ne kadar sürer onları planlayın, sıkı sıkı uymasanız da en azından sizin bir haritanız olur . Size A4 formatına uyacak bir haftalık bir tane de aylık pogram hazırladım dilerseniz çıktısını alıp kendi programınızı da oluşturabilirsiniz :)





Ortamınızı Ayarlayın
Şimdi düzenli olun falan demeyeceğim. Benim masam o kadar dağınık ki ama dağınık masada kendimi daha çok çalışıyor hissettiğimden daha rahat çalışıyorum. Yinede benim gibi darmadağın bir insan değilseniz dikkatiniz de masanız gibi çabuk dağılabilir,  düzenli ferah ferah çalışanlardansanız e o zaman ne duruyorsunuz toplayın duzenleyin çalışın! Bu arada o telefonun da ders çalışma alanında işi yok!

Kendinizi motive edecek şeyler bulun, ödüller koyunMesela tatlı kalemler, defterler beni çok motive ediyor. Ya da şimdi şu kadar konuyu bitirirsem... bu akşam fazladan çalışırsam... bugün bu programa uyarsam şunu yapıcam bunu yapıcam falan. Kendinizi kandırın işte. Hatta yapabiliyrosanız kendi ödüllerinizi görsel bir şekilde gözünüzün önünde tutun.

Yapıcam değil , yapı-YORUM
Bu ne demek, bugünün işini yarına bırakma demek. Sürekli çalışıcam çalışıcam deme. Bugün ders çalışıyorum de. Beynininize sürekli olarak gelecek zaman ekini yerleştirdiğinizde onun da kalkıp ders çalışmaya hazır hale gelmesini bekleyemezsiniz ki. Değişik işte, beyin bu yani çözebilselerdi bilim adamları çözerdi biz de bilmiyoruz neden böyle.

Bir yerden başlayın
Demesi kolay uygulaması zor. Bazen her şey o kadar birikir ki sanki dağlar ovalar göller denizler kadar çalışmanız gereken yerler vardır gibi. Ama çok fazla çalışılacak yer var diye başlamamak, başlayamamak da sizi ileriye götürmüyor ki canlar. Bir yerden başlayın. Yapacak bir şey yok. Adım adım ilerlersiniz bir şekilde.




Çalışmasanız da çalışma masanızda zaman geçirin
Oluyor ya bazen insan bir türlü çalışamıyor 5 dakikadan fazlas bile odaklanamadığımız oluyor. O zaman hemen kalkıp gitmeyin işte. Kendinizi orada oturmaya alıştırın. 3 - 5 bir şey karalayın. Boş boş ileriki sayfaları karıştırın, kare defterlerdeki kutuların etrafını çizin falan. Ama alışın oraya oturmaya zamanla ders çalışma süreniz de artar.


Hedef belirleyin
Bu her zaman mümkün değil, bu taktiğin en çok işe yaradığı zaman Lise son sınıf.Daha öncesinde ne kadar şunu olucam bunu olucam hedefi belirlersek belirleyelim çok uzun vadeli hedefler olduğundan pek de ciddiye alamıyoruz. Öğrenci piskolojisi işte. Ama eğer aklınıza kısa vadeli hedefler geliyorsa belirleyin gitsin.



Benim bu hafta Kpss'ye çalışmaya çalışma sürecinde edindiğim tecrübeler doğrultusunda size nasıl ders çalışmaya başlanacağına, nasıl ders çalışıldığına dair böyle ufaktefek bir yazı yazmak istedim. Çok ayrıntıya da inmek istemedim çünkü zaten internetten birbirini tekrarlayan yeterince "Nasıl ders çalışılır" " Verimli ders çalışma yöntemleri" tarzı yazılar var .

Umarım biraz da olsa faydalı bir yazı olmuştur sizin için.

Kedi Bacak çıkığı ve kalça kemiği kırığı Ameliyatı : SON DURUM


tea cat by swdd-cat



Bu son ayda istediğim gibi yazma fırsatı bulamadım, ama okulların başlaması ile beraber artık daha sık yazabileceğim. Bu yazımda son defa kedi bacak çıkığı ve kedi kalça kemiği kırğı ameliyatı sürecinde yaşadıklarımızı kısaca toparlayacağım.

13 Ağustos perşembe günü kedimize araba çarptı, tahmin ediyoruz ki yoldan geçerken kalça kısmından çarptı ve bu çarpma sonucunda sol bacağı kalçadan çıktı, sağ kalçasınıda da kırık oluştu. ( Ayrıca belinde de kırık varmış ama veteriner bunu sonradan fark etti ve daha önceki postumdaki röntgen resimlerde vida bu kırık için takılmış).

21 Ağustosta ilk ameliyatlarını oldu , biraz geciktirdik çünkü kendi şehrimizde bu ameliyatı yapacak uygun bir klinik arayışındaydık. Kedi bacak çıkığı ameliyatı ortalama 1000 tl isteniyordu. İlk Ameliyattan sonra kedimize kafalık taktık ki ameliyat yerlerine dokunmasın ve onu ufak bir kutuda tutmamız gerekiyordu hareket etmemesi için. Ama ufak kututda daha da fazla çıldırdığından büyükce bir leğene aldık , yinede ilk gece çok zor geçti çünkü kedi ne olduğunu anlayamadığından ayağa kalkmaya çalışıyordu ve ameliyatın başarılı olması için onun için hareket etmemesi gerekiyordu.

31 Ağustos pazartesi kontrol için kliniğe gittik ve belindeki vidanın yamulmuş olduğunu gördük, tekrar ameliyat olması gerekiyordu ve kemiğin kaynayıp kaynamamasına göre vida çıkarılacaktı, ya da çıkarılıp tekrar takılacaktı.

4 Eylülde kedimiz tekrar ameliyat oldu, çok şükür kemiği kaynamıştı ve vida çıkarıldı yinede çok hareket etmemesi gerekiyordu ve kafalığı hala takmaya devam etmesi gerekiyordu. O sırada çıkık bacağı artık yavaştan iyileşmeye başlamıştı, vida kırık tarafında olduğundan oradaki dikiş tekrar kesildi .

14 Eylülde tekrar kontrole gittik, her şey yoludna kedimiz iyileşmeye doğru adım adım ilerliyor, gerçek manada da adım adım yürüyor kendisi tuvaletini yapabiliyor ama çok yoruluyor, yukarıya atlayamıyor ama olsun kendini idare etsin yeter bize zaten. Kontrolde yinede çok ani hareketler yapmaması söylendi, dikkat ediyoruz biz de artık.

29 Eylül - Bu yazıyı yazdığım gün : Kedimiz artık rahatca yürüyor, tabi eskisi gibi değil çıkık olan bacak biraz yamuk , oturduğunda bu özellikle belli oluyor ama fazla rahatsızlık verdiğini sanmıyorum, biraz yüksek bir yerlere atlamaya çalışırken ya da aşağıa atlarken ön patilerinden destek alıyor arka patilerini kendisi de fazla kullanmıyor , yinede atlayacağını fark ettiğimiz zaman biz onu kaldırıveriyoruz - ne olur ne olmaz.
Sonuç olarak çok mutluyum çünkü kedi de olsa o bir can , eskisi gibi yürüyemese de Allaha şükürler olsun ki kendi ihtiyaçlarını görecek kadar yürüyor, evden çıktığımızda gözümüz arkada kalmayacak.







Kedi Kırığı ve Çıkığı ameliyatından sonra kontrol


Solda: Çıkık Ameliyat Öncesi, Kırık Ameliyatı sonrası (24 Ağustos), Sağda : Kırık ve Çıkık Ameliyatından  sonra kontrol röntgeninde yamulmuş vida (31 Ağustos)


Önceki yazımda kedi bacağı çıkığının ve kedi kalça kemiği kırığının araba çarpması sonucunda oluştuğunu, uygun bir klinik buluncaya kadar nerelerden gittiğimizi ve en sonunda da Aydın Veterinerlik Fakültesi Kliniğinde kedi bacak çıkığı ameliyatı ve kedi kalça kırığı ameliyatının gerçekleştirdiğimizden bahsettim.

Ameliyattan hemen sonra kedimizin hiç hareket etmemesi gerekiyordu ve veteriner hekimlerin tavsiyesi üzerine onu hiç hareket etmeyeceği bir box’a koyduk. Ama bu durum bizim kedide ters etki yaptı ve kedimiz o kadar direndi ki, ertesi gün büyük bir leğene battaniye koyup yatırdık ve orada sakince kıpırdamadan yattı, yani benim tavsiyem , tabiki veterinerler en iyisini bilir ama siz de kedinizi en iyi tanıyansınız o yüzden siz en iyisine karar verebilirsiniz. Bizim kedi ilk gün hareket ettiği için kırık kısmında bir komplikasyon ortaya çıkmış. Ve 31 Ağustosdaki kontrolde , 4 eylülde kedimizin tekrardan ameliyata alınması gerektiği sonucuna varıldı. En azından çıkık yerde sıkıntının olmamasına çok sevindik çünkü bizi asıl korkuttukları çıkık tarafın kolay kolay düzelmemesiydi.

Kedi Bacağı çıkıntısı ameliyatında eğer bizimkisi gibi üst bacak kalçadan çıktıysa , kemiğin kenarındaki top gibi şey kesilip kas ile bağlanıyor anladığım kadarıyla, Kedi kaçla Kırığı ameliyatı için ise bir vida takmışlar kedinin kemiklerine, tam anlayamıyorum ama o vida çok fazla hareket sonucunda yerinden oynamış. Bu da istemediğimiz bir şeydi. Şimdi 4 Eylüldeki ameliyatta kemiğin yinede kaynayıp kaynamadığına bakacaklar, ve eğer kaynadıysa vidayı çıkaracaklar, yoksa yeniden vida takılacak ve kedimiz için yeni zorlu bir süreç başlayacak.

Eğer sabrınız varsa ve gerçekten kedinize değer veriyorsanız sizin için de her şey baştan başlayacak, en baştan kedinizin tuvaletini takip edeceksiniz ona yardımcı olacaksınız ilaçlarını takip edeceksiniz zamanında vereceksiniz. Kedinin ameliyat yerini oynamaması için dikkatli olacaksınız vs.vs kısacası her şey hop baştan olacak.


Bize dua edin, umarım bu yazım bizim gibi kedi bacağı çıkığı ya da kedi kalça kemiği kırığı gibi sorunları olan insanlara yardımcı olur, ve inşallah bu yazıdan sonra tekrar yazacağım yazılar size umut olur.

Yazının devamı: 

Kedi Bacağı Çıkığı ve Kalça Kırığı

Kalça Kemiği Kırığı , Bacak Kemiği Çıkığı (Göremeyenler için sağda daire içerisinde alınmıştır)



Geçenlerde yazdığım bu yazıyı hatırlayanınız var mı? İşte şimdi size o yazıyı neden yazdığımı anlatacağım. Kısaca özet geçmek gerekirse bu yazı kedi bacağı çıkığı ve kedi kalçası kırığı ve muyayenesi hakkında olacak.

Bundan neredeyse üç hafta önceydi. Gece 2den beri kedimiz eve gelmemişti ve ertesi gün saat 5te tesadüfen kediyi ana caddede yol kenarında yatarken bir zeytin ağacının altında buldum. Ya kediciğim kendi kendine güneşte kalmamak için oraya sürükledi ya da birisi Allah rızası için onu oraya koydu bilmiyorum. Ama bildiğim tek şey kedinin akşam 5e kadar yol kenarında öylece yattığı ve beni görünce acı acı miyavlamasıydı. Galiba hiç aklımdan çıkmayacak o görüntü, o kadar kötüydü ki hemen ağlamaya başladım sana ne oldu minnoşum diye yoldan geçen bir adam bana kedininz sadece bayılmış bir şeyi yoktur falan diyince kendimi toparlayabildim.

Kediyi hemen eve getirdim, ilçemizdeki hiç bir veteriner bize gelmeyi kabul etmeyince biz götürmek zorunda kaldık ama arabamız yok taksiye atladık gitti. Sıkıntımız ne? İlçemizdeki tüm veterinerlerin büyük başlara bakıyor olması hiç biri kediden anlamıyor biri diyor sadece ezilme olmuş biri diyor düşmüş falan. En iyisi Denizlideki hayvan hastahanesine götürmek dedik ve ertesi gün atladık götürdük. Onlar da hemen bir röntgen çekti çünkü kedinin arka bacakları tutmuyordu bu sadece bir ezilme olamazdı. Ve röngen resmi böyle çıktı.

İlk başta biz de bir şey anlamadık ama sonradan veterinerin dediğine göre , kedinin sağ üst bacağı kalçasından çıkmış, sol kalçası da kırılmış! Yani arka tarafı kullanması imkansız! Kedi bacağı çıkığı da takılmadan kaynayamayacağı için iyileşmesi imkansız dendi bize. Daha kötüsü ise denizlide ameliyat yapamıyor olmaları. Bu tür ameliyatları bize en yakın aydın, afyon gibi veterinerlik fakültelerindeki kliniklerde yapabiliyorlarmış. Bizim bir tanıdığımızın tanıdığı Aydındaki klinikte yüksek lisans yapıyormuş. O görüştü ve bize Kedi bacağı çıkığı ve kedi kalça kırığının ameliyatının maliyetinin 1.500 Lira olduğunu söyledi.
Az para değil ki? Bu ülkede  ameliyat parası yettiremediği için sakat kalan, ölen insanlar var... Çok, çok büyük bir ikilemde kaldık. Hangisi daha doğruydu? Biz de çok zengin insanlar değiliz hem gözü kapalı o parayı vermemiz zordu, hem de vicdanen bir kediye o masraf yapılmalı mı yapılmamalı mı ikilemi vardı. O bizim canımız ailemizden birisi ama gerçekten hala kararsızım bu konuda , israf mıydı yoksa o bize emanet bir can olduğu için bizim sorumluluğumuz muydu bu ameliyat.

Bize kalça kırığının zamanla iyileşeceğini ama çıkığın takılmadan iyileşemeyeceğini söylediler. Bir deli cesareti kediyi kırıkcı çıkıkcıya götürdük. Evet kulağa cahilce geliyor ama insan çaresiz olunca, ve o can gözünün önünde öyle masum masum bakınca her türlü yolu deniyorsun işte. Bize kediyi kırıkcı çıkıkcıyı götürürsebiz ilçede size deli derler dedilerse de götürdük. Daha sonra hepimizin şaşırdığı, bizim kırıkcı çıkıkcının gerçekten daha önceden de kedilerin köpeklerin çıkık kemiklerini yerine takmış olmasıydı! Ama sıkıntı olan bizim kedimizin tam kalçadan olduğundan beline çok yakın olması ve diğer tarafın da kırık olmasından dolayı bizim kırıkcı çıkıkcı teyzemiz yapamadı. Takdir ettim onu bu konuda bilinçli bir kırıkcı çıkıkcıymış .
Yine son çare ameliyat kaldı. İzmirde ve Denizlide klinikler bulduk sadece kemik çıkığını 1.000 liraya ameliyat edeceklerdi, ama bu ameliyat da öyle sık sık yaptıkları bir ameliyat değildi sonuçta. Öyleyse 500 lira daha verip dosdoğu yaptıralım madem dedik ve aydındaki veterinerlik hastahanesi ile görüştük. Bize orada ücreti ve başka konularda gerçekten yardımcı oldular , diğer hastahaneleri bilmem ama Aydın Veterinerlik Fakültesi kliniği gerçekten çok başarılı ve işinin ehli kişiler ile çalışıyor. Eğer kedinizi köpeğinizi kliniğe götürmeyi düşünüyorsanız gidin görüşün.

Kedimiz 24 Ağustosta iki Ameliyat geçirdi. 10 gün sorna kontrolü vardı. Devamı için buraya tıklayın.

Pamukkale Gezisi


Resimden zaten bariz birşekilde nereyi gezdiğim anlaşılıyor değil mi ? Yinede anlayamayanlar için baştan söyleyeyim. Bu yazıda pamukkaleye nasıl gidilir, pamukkalede ne yapılır, hierapolis nedir, hierapolis hakkında kısa bir tarihceden, yani kısacası pamukkale gezintimizden bahsedeceğim.



Isparta ve Aydından sevgili arkadaşlarım gelince,  zeynep ile beraber misafirlerimizi gezdirmeye karar verdik. Eh Denizli denince de ilk akla gelen Pamukkale Değil midir? Peki Pamukkaleye nasıl gidilir? Pamukkaleye ulaşım çok kolaydır. Denizli otogarının alt katına inmelisiniz, şehir içi otobüsleri oradan kalkıyor. Karahayıt dolmuşunu bulmanız yeterlidir, yaz döneminde 10 dakikda da bir dolmuş gidiyor. Dolmuş ücreti otogardan Pamukkale’ye 3.5 tldir.
Dolmuş sizi 25 dakika sonra pamukkaleye yakın bir yerde bırakacaktır ve böyle bir yoldan 3 dakika kadar yürüdükten sonra pamukkalenin kapısına ulaşıyorsunuz. Müze kartınız var ise zaten kartla girebiliyorsunuz, yoksa da müze kart fiyatı 40 tl (Öğrenciye 20 Tl) ve bu kart size bir yıl boyunca tüm müzelere ücretsiz bir şekilde girmenizi sağlayacaktır. Ayrıca İşbankası Maximum Kartları da müze kartı niyetine kullanabilirsiniz, ben öyle yaptım ve maximum kartım bir ay boyunca müze kartı işlevi görecek .


Pamukkaleye girdiğiniz an başlıyorsunuz zaten yalın ayak yürümeye, bazen kaygan oluyor dikkat edin. Ama sular o kadar güzel hissettiriyor ki, ve yerlerin farklı bir masaj etkisi var resmen insana iyi hissettiriyor. Tabi baya uzun tepeye doğru tırmanmaya başlıyorsunuz adeta. Bikinili almanlardan, elinden fotoğraf makinesini düşürmeyen korelilere kadar, ve bizim gibi öylesine gezmeye gelmiş türkler gibi envai çeşit insana rastlayabilirsiniz ama herkes kendi aleminde zaten. Çok öğle saatlerinde gelmemenizi tavsiye ederim biz 3 gibi gittik ve 3 saat baya gezmemize yetti. Size başka bir tavsiyem de şapkanızı ve gözlüğünüzü unutmayın.


Arada travertenlerin içinde yüzmeye çalışan ufak çocuklar görebilirsiniz. Biz bu tatlı çocuğa denk geldik ve ailesinden izin alarak fotoğrafını çektim. Sanırım en çok bu ufaklık pamukkalenin tadını çıkarıyordu. 



Pamukkalede baya bir yürüdükten ve manzarasının büyüsünün altında kaldıktan sonra artık travertenlerin bittiği müzelerin ve antik kentin başladığı noktaya ulaşıyorsunuz.


Biraz ileride bu havuz var, bu havuza giriş için ayrıca 32 lira ödemeniz gerekiyor. İnsanlar neden çılgın gibi hava 40 dereceyken bu 36 derece sıcaklığındaki havuza girmek istiyor sizce? Çünkü havuzun suyu sıradan su değilmiş. Cildi güzelleştiren, yaraları iyileştirne  çok şifalı bir suda yüzüyor bu insanlar, kimisi de afroditin güzelleşmek için sürekli yüzdüğü havuz olduğundan bahsetmiştir.


Sıradaki durağımız ise insana “bunları nasıl yapmışlar ya” dedirten hierapolis antik kent. UNESCO dünya mirasları listesinde yer alan bu kent antik çağlardan günümüze ulaşan en çarpıcı merkezlerden biri olma özelliği taşıyor. Hala bazı yerlerde kazılar devam ediyor ve yeni yeni bulgular elde ediliyor. Kesin bilgiler olmamakla beraber bir frigya kenti olduğu düşünülen hierapolisin isminin de Berrgama'nın efsanevi kurucusu Telephos'un karısı Amazonlar kraliçesi Hiera dan geldiği sanılmaktadır. Deprem kuşağı üzerinde de olduğu için günümüze ancak bu şekilde gelebilmeyi başarmıştır bu kent. Bu şehrin çok farklı özellikleri var ama, yolcuların yıkanarak şehre girmeleri için şehrin dışına bir hamam kurulmuş ,ve ayrıca 9.500 kişi kapasiteli bir tiyatros vardır. İnsanın aklı almıyor aslında. 95.000 100.000 kişinin burada yaşadığı var sayılmaktadır.


Biz Pamukkalede ve Hierapoliste çok eğlendik. Müzeleri ayrı bir güzeldi, bizim gittiğimizde hava da çok güzel esiyordu o yüzen gezmesi rahat oldu. Aşağıdaki güney kapısından girince kuzey kapısından çıktık ve hemen yol kenarında yine dolmuş bekledik. 5 dk sürmedi beklememiz yani ulaşım hiç sıkıntı değil. Yalnız dikkat edin kuzey kapısından çıkınca dolmuş ücreti 4 tl oluyor çünkü gerçekten çok uzakmış fark etmeden baya yürümüşüz.


Pamukkaleye nasıl gidilir, pamukkalede ve hierapoliste nasıl gezilir, neler vardır bunlardan kısaca bahsetmek istedim size sadece, umarım kendinizin gezip görme fırsatınız olur. Biz gerçekten çok eğlendik!

Plaj Çantanda ne var?

Tüm kadınlar aynı olmadığı gibi, plaj çantaları da aynı değildir. Hepimiz farklı farklı olduğumuuza göre hepimizin farklı ilgileri var, peki bu durumda plaja götürdüklerimiz de farklı olmaz mı ?




1.    Tatil bahane, bakımlı olmak şahane diyen kadının çantası:
Bu kadın tatilde de güzelliğinden ödün vermez, zaten tatile de daha da güzelleşmeye, mümkün olduğunca güzel bir bronzluğa ulaşmaya gelmiştir ve bu yüzden güneş yağları eksik olmaz çantasından. Zaten ojesi bikinisi ile uyumludur, Saçı yıpranmasın diye bir adet saç bakım spreyi, doğal deniz kızı buklelerine ulaşmak için tuzlu-su saç spreyi, hatta belki de hazır güneşleniyorken saç renginin doğal bir güneş öpücüğü etkisi vermesi için saç rengi açıcı jeli vardır çantasında. Ayrıca takısı, gözlüğü, ve hatta bronzer allığı çantasında eksik değildir. Unutmayalım ki çoğu zaman moda dergisine de sahiptir kendileri.


2.       Yeter ki deniz, kum, güneş olsun çok eşyaya gerek yok diyen kadın:
İşte temel ihtiyaçları her zaman yanında olan, ne fazladan eşyası ne de eksik eşyası olan kadındır. Çantasına her şeyi sığdırır, ama aslında çok da eşyası yoktur.Genelde yanında bir adet kitabı, güneş kremi, gözlüğü, havlusu, ve plajda üstüne giymelik rahat bir elbisesi vardır. En ekstrem durumda bir şapkaya sahiptir, ama dediğim gibi, ekstrem durumlarda.




3.       Tatile değil, keşfetmeye geldim
İşte bu kadın yerinde duramaz, eevet tabii ki o da güneş kremini sürer sabah çıkarken ama 4 saate bir yenilemez çünkü zaten her anını dolu dolu yaşadığından aklına tekrar güneş kremi sürmek bile gelmez değil mi? Onun çantasında yüzme paleti, su gözlüğü hatta keşfettiklerini arkadaşları ile paylaşmak onlara göstermek için fotoğraf kamerası vardır. Her yerde harika selfie'ler çekindiğinden bu kadının instagram hesabını takip etmeniz onun keşfettiklerini sizin de keşfetmenizi sağlayacaktır. 





4.       Pamuk prensesgillerden olanlar
Pamuk prenses bembeyaz ten ile meşhurdu, ama eminim ki o asla güneş kremsiz dışarıya çıkmazdı, çünkü pamuk prenses gibi beyaz insanlara güneş’in daha büyük bir gıcıklığı var. Bilemiyorum neden, sanırım sevmiyor ya da hoşuna gidiyor beyazlara işkence etmek (ah annecim, bir esmer olarak ancak onun sayesinde anlıyorum sizin derdinizi) . İşte bir pamuk prenses kadar hassas olan bu beyaz insanların çantalarında milyonlarca farklı özelliğe sahip güneş kremi bulunur, büyük büyük şapkalar, omuzları kolları örten elbiseler, güneş sonrası yanık losyonları ve bepanthen. Ne bepanthen mi dedin diye sormayın, bilmeyenlere duyurulur bepanthen de güneş yanıklarına iyi geliyor. Bu beyaz kadınlar ,esmerler kadar özgürce güneşe çıkamadıklarından yanlarında okuyacak bir sürü şey vardır. Onlar için en iyisi yazın 4 – 5 ten sonra dışarıya çıkmaktır.



5.       Anadolu kadını plaj çantası
Anadolu kadını plaj çantası ne kadar komik bir isim de olsa, aslında o annemizin çantasıdır. İçinden asla bitmeyen krakerler, çerezler, kurabiyeler, meyveler ve hatta bazen bütün bütün karpuzlar, mutfak ürünleri, neredeyse çaydanlıklar çıkan bir plaj çantasına sahiptirler kendileri. Biz yüzerken adeta bir sahil güvenlik edasıyla radarlarını açar bizi takip eder, ne markası olduğunu bilmediğimiz güneş kremimizden sorumlu baş güneş kremi uzmanlarıdırlar ve gerçekten ne zaman acıkıp ne zaman susadığımızı bildiklerinden de her zaman bu çantaya da bu çantayı getiren kadına karşı da büyük bir saygı, sevgi ve minnet duyarız. Ayrıca her an bir bir yaralanma durumu için bepanthen krem, ve böcek ısırıklarına karşı ayrı bir merhemi vardır daima yanında. Büyüyünce hepimiz anadolu kadını plaj çantasına sahip olmak isteriz.

Peki sizin plaj çantanız nasıl ?





Tatile çıkmadan önce aklınızda olması gerekenler





Evet biliyorum çoğunuz çoktan akın etti deniz kenarına , sahillere çoktan mis gibi bronzlaştınız denizin, havuzların tadını çıkardınız değil mi? Yinede benim gibi henüz gitmeyenler için bir kaç önerim var . Sonunda haftaya ben de gidiyorum ve ne yapmalı diye düşünürken aklıma yine bir kaç şey geldi.

1.    Yapılacaklar listesi 

Her sene mutlaka bir şey unutuluyor (dil fırçası, güneş kremi, mayo bikini!). Bazen aceleye geliyor tatil hazırlığı ve  en önemli ihtiyaçlarımızı unutuyoruz. Unutmamak için en iyi yöntem önceden bir liste hazırlamak. Unutmayalım unutturmayalım.

2.       Nemlendirici
Gençler, deniz kum güneş falan çok güzel de, o kadar kurutuyoruz ki cildimizi, eğer cildiniz kuruysa başlayın bir hafta öncesinden bacaklarınıza kollarınıza sürekli nemlendirici bir şeyler sürün, saçınıza nemlendirici maskeler yapın ki bir anda nemsizlikten tatil sonrasında saçlarımızı kesmek cildimizi de iyileştirmeye çalışmakla uğraşmayalım. Tatil öncesi haftasında nemlendirmeye önem verdiğimiz gibi tatil sırasında da nemendirmeye devam ediyoruz cildimizi. En azından yatmadan önce genel bakımımızı yapalım, öyle tatildeyim diye salmakla olmaz.

3.       Pelling Yapmayın 
Şu tatile gitmeden bir hafta önce son defa yapın sonra bir hafta boyunca ve tatil boyunca peeling yapmayın. “Ama denizde cildimiz soyuluyor” demeyin sakın bana, bol bol nemlendirici krem bol bol güneş kremi cildimizi kurutmayacağından soymayacak da şekerler. Şimdi peeling yapıp cildimizi soyarsak cildimiz hassaslaşır ve güneş asla affetmez.Hele bir de yanlışlıkla güneş kremini falan unutursanız gelecekte lekelenmiş bir cilt sizi bekler.


4.       Güneş kremini sadece sabah değil, 4 saate bir sürün
Yine bir genelleme yapacağım ama çevremdeki çoğu kişide bunu görüyorum. Sadece sabah çıkmadan güneş kremi sürmeyin. Bu uygulamayı tekrarlamanız lazım çünkü sadece 3 – 4 saat etkisi oluyor, siz 3 – 4 saat’e bir güneş kreminizi yenilemezseniz 4 saat sonra güneş yine cildimize zarar vermeye başlayacak.

5.       Güneşlenme Saati 
Bunun üzerine çok yazmama gerek yok,  saat 11-16 güneşe çıkmayın çıkanlara engel olun. Akşam güneş batarken güneşlenmek yüzmek çok daha sağlıklı. Yüzmek için de erken saatleri tercih edin , deniz tertemizken oh.

6.       Yanınızda acil durum ürünleriniz olsun
Ne bunlar? Cımbız, epilasyon aleti ya da ağda bezi, eğer güneş yanığı olursanız rahatlatıcı jel, güneşli saatlerde dışarı çıkmanız gerekirse uzun kollu rahat bir kıyafet, güneş gözlüğü vs aklınıza gelecek her şey işte.

7.       Ufak bir tüyo 
Biten büyük kutusu olan bir şampuanınız varsa o kutuyu üstünden kesin ve plajdayken değerli eşyalarınızı ufak tefek bozuk paralarınızı hatta telefonlarınız sığıyorsa telefonlarınızı bile içine koyabilirsiniz. Ne olur ne olmaz güvenli olmada yarar var, eğer birisi çantanızı karıştırırsa şampuan kutusuna bakmak hemen aklına gelmez herhalde

8.       Ev’inizi unutmayın
Buzdolabını boşaltmayı, camları kapıları kilitleyip kapatmayı, acil durumlar için güvenilir birisine anahtar bırakmayı, evde değerli eşya varsa kaldırmayı unutmayın.

9. (Yazar tarafından tatil sırasında eklenen bir madde, ÖNEMLİ)Ey sevgili okurlar, başımıza gelen talihsiz olaya bakın. Kuşadasında denize kanalizasyon sızıntısı olmuş, sahil boyunca şerit çekmişler denize girmek yasak! Bence tatile gitmeden önce olası sızıntıları, sıkıntıları araştırın göz önüne alın :) Biz gelmeden bir dün önce olmuş şimdi ise otelin minicik havuzunda kendimize denizde yüzüyor imajı veriyoruz :) 


Kafanız rahat tatiliniz güzel olsun 


Sevgilerle, Aylin

Çocuk neden başarısız olur ki?


Bu blogda sadece güzellik ile ilgili bilgiler paylaşmamaya karar verdim, istiyorum ki benim bildiğim, yeni öğrendiğim ve ilgimi çeken konuları sizinle paylaşayım.  Ben şu anda üniversitenin son sınıfına geçtim, bu yaz son yaz tatilim ve ardından 4. Yılıma gireceğim. Kpss sürecinde daha rahat olabilmek için kendi üniversitemden farklı bir üniversiteden yaz okuluna kayıt oldum ve aslında yaz okulu dolayısıyla pek yazamıyorum oysa her hafta bir yazı paylaşacağım ümidi vardı içimde. Ama artık böyle idare edin beni J Boş zamanlarımda benimle beraber yaz okuluna gelen sınıf arkadaşım zeynep ile çılgınlar gibi kpss için eğitim psikolojisi çalıştık hatta 1 haftada bir kitap bitirdik, ve gerçekten de verimli oldu bir kaç test çözerek iyice pekiştirebileceğimize eminim. Sonra derinlemesine konuları incelerken aslında bu zorunlu olarak çalıştığımız dersin ne kadar da hayatın içinden olduğunu fark ettik ve sürekli kendi yaşamlarımız geldi gözümüzün önüne.

Bizim Erikson diye bi psikoloğumuz var ve bu adamcağız oturmuş psikososyal bir gelişim kuramı hazırlamış bizlere,ayrıntısına inmeyeceğim tabi ben de uzmanı değilim ama,  bu adam aslında insanların hayat boyu çatışmalar yaşadığını ve bu çatışmaları başarı ile atlatanlarının kişiliğinin olumlu yönde geliştiğini sölüyor.  Yani karakterimizin oluşması daha bebeklikten başlıyor annemizin bize davranışı, ağladığımıza yanımızda olup olmaması bizim hayata karşı umutlu ve güvenli bir insan olup olmamamıza kadar etkiliyor. Yaşamımızın her döneminde bir çatışma yaşıyoruz ve bu çatışmalar bebeklikten yaşlılığa kadar devam ediyor.  Peki bu çatışmalar bizim okul başarımızı nasıl etkiliyor?

7-11 yaş aslında çocukların ileride başarılı olup olmayacağını belirleyen, planlı programlı çalışmayı öğrendiği, kendisine yönelik güzel duygular geliştirdiği dönemlerden biridir. Zaten bu döneme “başarıya karşı aşağılık duygusu çatışması”  demiş eriksoncuğum. Eğer bu dönemde çocuğa kendi potansiyelin ötesine görevler verilirse, başaramayacağı sorumluluklar yeklenirse ya da emek harcayarak yaptıkları ürünler (artık her neyse resim çizmiştir hikaye yazmıştır falan) takdie görnezse çocuk bir aşağılık duygusu içine girmeye başlayacaktır. “Zaten yaptıklarımı kimse beğenmiyor ben de yapmim madem.” Demeye başlar çocuk ve yavaş yavaş gerilemeye başlar. Bir önceki döneme geriler ve artık başarılı olamayacağına inanarak sadece oyun oynar ve hayal kurar. Aslında tam da bu nokta beni benden aldı. Bir anda geçmişte hafızamın derinliklerinde beni bekleyen bir anım çıkıverdi ortaya ve bu eriksonun ne kadar da haklı olduğunu gördüm.

Muhtemelen 2. Ya da 3. Sınıftaydım ve hatırlıyorum ki o gün bir etkinlik yapıyorduk, küçük beyaz kartonları kesip siyah fon kartonun üzerine yapıştırarak yapacağımız papatyaların taç yaprakları olacaktı onlar. Sonra da kendi takvimimizin mart ayı olacaktı o papatyalı siyah fon kartondan. Ben ilk bitirmek istemiştim ve bitirip gururla öğretmenime  gösterdim. O kadar gururlanmıştım ki ilk bitirdiğim için, hem de çok güzel olmuştu! Sonra verdim öğretmenime baktı bir kaç saniye, bana ne diyecek diye heyecanla bekledim. Peki öğretmen ne yaptı? Benim o kartonumu çevirip tüm sınıfa gösterdi ve >> Sırf hızlı bitirmek için Aylinikni kadar çirkin yapmayın bu çok kötü olmuş.<< dedi! O kadar şok oldum ki. Ve tüm sınıfın önünde. Herkes bana baktı ve ben de kendimi çok başarısız ve beceriksiz hissettim. Oysa çok seviyordum el işi ile uğraşmayı... Aslında öğretmenin orada göz önünde bulundurmadığı o kadar çok şey vardı ki , bir kere ben herkesten çok daha ufaktım, gelişimimi daha geç tamamlıyordum ve büyük ihtimal ile ince motor becerilerim, yani daha küçük kaslarım (parmaklarımdaki gibi) diğerleri kadar gelişmemişti – belki de o yüzden ona göre kötü kesmiştim papatyaların yapraklarını. Ama ne olursa olsun bir öğretmenin o şekilde davranmaması gerekirdi. Ve belki de o günden sonra yöneldim oyuna ve hayal dünyasına. Okuldan soğumuştum artık, öğretmenimin gözüne başarısızdım, beceriksizdim hatta tembeldim. O halde ben de bana yapıştırılan etiketi yaşamaya başlamıştım ve ilk okul döneminde çok başarısız bir öğrenci olarak geçirmiştim, beni tatmin eden tek şey oyun oynamak ve hayal kurmaktı...

Bilemiyorum size nasıl geldi bu hikayem. O ufacık olay beni nasıl etkilemişti. Ve ben sadece bir kişiyim, belki de her gün kaç öğretmen kaç bin çocuğu kendisini başarısız hissettirerek çocuğu hayatının sonuna kadar etkileyebilecek bir aşağılık duygusu yüklüyordur. Hatta sadece öğretmen değil, bunu aslında anne ve babalar da yapıyor.

Çocuklarınızı takdir edin, onalrı övün, onlara yapabileceklerinden zor görevler vermeyin. Bir insan bir şeyleri başarabiliyorsa, o zaman tüm insanların onu başarabilme potansiyeli vardır aslında. Ama her şey çocuklukta başlıyor. Her ne kadar öğretmenim başarısız olduğuma inandırmış olsa da bana, annem ve daha sonraki öğretmenlerim benim aslında “başarılı ve takdir edilesi, değerli” birisi olduğuma inandırıdı beni. Ve artık öğretmen olmama 1 yıl kaldı...

Umuyorum ki eğitimciler daha bilinçli, ebeveynler daha araştırmacı olur...  Siz siz olun, araştırın ve çoluğunuza çocuğunuza nasıl davrandığınıza dikkat edin. 

#Followme to the wedding of MuradOsman and Yourleo!

#followmeto the wedding of MuradOsman and Yourleo

Sanırım uzun zamandır gıpta ile takip ettiğim Murad Osman ve Yourleo'yu bilmeyeniniz kalmamıştır. Follow me to projesi ile dünyayı gezerken aynı konseptli resimlerine bakarken ağzım açık kalıyor ve "Allahımmmm ben de istiyorummmmmmm!" diye diye karıştırıyorum instagram hesaplarını. Ama şu güzelliklere baksanıza? Gerçekten çok başarılı, hem çok yaratıcı hem de daha önce yapılmamış bir şey. Haliyle bir kaç tane çakması da çıktı hemen, ama taklitler aslını yaşatır. 

Peki ya bilmeyenlere birkaç resim göstereyim mi? Hadi bakalım hep beraber bakalım :) 

Ve bunun gibi bir çok şehirde bir çok ülkede o kadar güzel mekanları ve anları yakalamış ki fotoğrafçı Murad Osman. Ayrıca sevgilisi ( ya da artık eşi) Natalia Zakharova zaten fiziğiyle olsun yüzüyle olsun zaten çok güzel bir kadın. Yani ne desem acaba? İnstagramda @muradosmann 'ı ve @yourleo'yu takip ederseniz görürsünüz zaten :)

Peki bu insanlar hiç Türkiyeye gelmemiş mi? Tabii ki gelmiş, bunlar da istanbulda'ki çekimden bir kaç resim :)


Şimdi gelelim asıl olaya. Murad Osman ve Ortalama iki yıldır takip ettiği kız evlenmişler! Ya ve evlenirken bile #followmeto resmi çekmeyi ihmal etmemişler :) Zaten anladığım kadarıyla evlilik teklifini bile o şekilde yapmış murad. O ilk resme bakarsanız anlarsınız zaten. Bu insanları ilk keşfettiğimde aklıma takılan ilk soru "acaba sevgililer mi?" . Ve artık sanırım hepimiz cevabını öğrendik. Sevgililermiş ve evlendiler. 

Ya bence bu çok güzel bir fikir, Allahım mutluluklarını daim etsin, ama sevdiğinle ülke ülke gezmek ve her ülkede böyle bir hatıra fotoğrafının olması çok harika bir şey.





Siz ne düşünüyorsunuz? Rüya gibi değil mi? En beğendiğiniz resim hangisi? 





Resimler buradan alıntıdır.