ordanburdan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

bir pazar günü nasıl değerlendirilir

Hani o pazar günleri vardır ya, gerçi varmıdır bilmiyorum. Belki de size hiç olmamıştır ama ben çok sıkılırım pazar günleri. Tek başıma olmaki bütün gün verimli hiç bir şey yapmamak, arkadaşlarımı görmemek okula gitmemek hepsi çok sıkıcı geliyor. Bugün okul yokmuş diye haber geldiğinde üzülen tarz insanlardanım. Okul yoksa arkadaşlarımı da göremem, ben okula zaten 3-5 bilgi öğreneyim onun dışında da arkadaşlarımı göreyim diye gidiyordum.

Neyse bugünün bitmesine 49 dk kala bir genel değerlendirme yapacak olursam, çok boş bir gün olduğunu fark ettim ve size sıkıcı pazar günleriyle ilgili bir kaç tavsiye vereceğim.

1- Çoğu insan pazar gününü geç saate uyanarak tercih eder, ama bence erken kalkıp yürüyüş yapın!
Evet, hava ne olursa olsun erken kalkıp yürüyüş yapmak uykunuzu açacak, canlılık katacak hem de muhtemelen hareketsiz kalan vücudunuza büyük bir iyilik yapmış olacaksınız. Ayrıca erken kalkarsanız akşam da erken yatarsınız ve böylece pazartesi okula/işe gitmek için erken uyanmak çok da büyük bir sıkıntı olmaz değil mi? Bu sabahı tembellik yaparak geçireceğime kalkıp yürüyüş yapsaydım en azından yavaştan uykum gelirdişimdi.

2- Laik olduğunuz bir kahvaltıyla ödüllendirin kendinizi.
Modern yaşamın klişesi değilmidir vaktşn hiç bir şeye yetmemesi. Düzgün kahvaltı yapamamak, geçiştirmek. Kahvaltının ne kadar önemli bir öğün olduğuna dair nutuk çekmek gibi bir niyetim yok zaten yeterince duyuyoruz. Sağlık için öneminden çok, piskolojik olarak da kendimize değer verdiğimizi göstermek için en güzelinden rahat rahat kahvaltı yapmak bence iyi gelecektir. Dışarda yapmayacaksanız bile bence evde üşenmeyin ve sofranızı donatın, hatta varsa sizin gibi erken uyanan arkadaşlarınız, onları da çağırın. Bu sabah tost yapıp geçiştirdim. Keşke onun yerine harika bir kahvaltı tercih etseydim.

3- Kitap okuyun, gazete okuyun, dergi okuyun ya da blogumu okuyun :)
Kahvaltıdan sonra kahvenizi yapın ve alın bir şeyler okuyun sakince, uzun zaman önce başladığınız bir kitapvardır ona devam edin, belki de öylesine bir dergi karıştırabilirsiniz, veya sanal ortamlarda dolaşıp güzel yazılar okuyabilirsiniz. Bedeniniz dinlenirken bırakın beyniniz çalışmaya devam etsin, onun çalışmaya ihtiyacı var zaten. Açmayın o gereksiz bilgilerle dolu magazin programlarını. Neyse ki bu tavsiyeme kendim de uydum bugün. ( Çok şükür !)

4- Haftanızı planlayın
Çok planlı, her yere ajandayla yetişen bir insan değilim tabiki, ama oturup önümdeki haftayı planlamak, ne zaman hangi işimi halledeceğimi düşünmek, hangi projeyi hangi günüme ayıracağımı ya da ne zaman hangi ödevi yapacağımı düşünmek önümdeki hedeflere ulaşmamı daha da kolaylaştırıyormuş gibi geliyor bana, ya da en azından bilinç altımı yapacağınız işlere hazırlarsınız. Çok disiplinli bir plan haızlrayın demiyorum tabii ki ama az buçuk ne zaman neyi yapacağınız belli olsun bu doğrultuda hareket edin. ( Bu sizi bir kahve içmeye davet eden arkadaşlarınızı sırf planınıza uymuyor diye red edeceğiniz anlamına gelmez , biraz da spontane olun)


5-Değişik yemek tarifi deneyin
Bazı günler, özellikle boş günlerde çok değişik şeyler yemek istiyor insanın canı. Sonra gereksiz abur cuburlara sağlıksız yiyeceklere sarıyoruz. Bunun yerine internetten hem sağlıklı, hem pratik hem de tadı güzel olan çok tarifler var, belki bunlardan birini deneyebilirsiniz. Hem kaliteli vakit geçiririsiniz, kendinizi geliştirirsiniz, tabi sonunda aç kalmanız da muhtemel :) Ama belki de içinizdeki cevheri keşfedersiniz . Gerçi ben ne zaman değişik tarife girişsem, sonunda dışardan yiyecek sipariş etmekle biter girşimim. Ama eninde sonunda ben de başaracağım:)


6-Yenibir şey öğrenin
Varsa sizin de yakınınızda farklı yetenekleri olan kişiler, hemen benim gibi üzerine atlayın. Benim sevgili arkadaşım Ayşe, 8 yaşından beri örgü örer. Ve ben de 22 yaşımda örgü örmeyi öğrenmeye kalkıştım. Hadi bakalım, söke öre söke öre öğreniyoruz. Sizin illa örgü öğrenmeniz şart değil tabii ki, ama öğrenin işte değişik şeyler deneyin. Kendinize güzel bir hobby bulursunuz. Belki de yukarda bahsettiğim yemek işine çoktan merak saldınız. Eh artık bir gün beni de yemeğe davet edersiniz.


7- Kendinize vakit ayırın
Erkek de kadın da kendini şımartmayı hak eder. Ben kendime vakit ayırmak dendi mi aklıma gelen ilk şey güzel saç ve yüz maskeleri yapmak, banyoda biraz vakit geçirmek sonrasında güzel tonikler parfümler sürmek gibi şeyler düşünüyorum nedense. Herkesin çok kolay uygulayabileceği hazır maskeler, ya da herkesin evinde olan malzemelerle yapılabilecek doğal maskeler var. Yapın sürünün cildinize kendinize bir iyilik yapın. Hem güzel vakit geçirirsiniz, hem de kendinizi şımartmış olursunuz. Eğer varsa erkek okuyucularım, siz de deneyin gerçekten erkekler de bakımlı olabilir :)

8- Sevdiklerinizi arayın vakit ayırın
Kendimize vakit ayırdık mı, tamam peki ya sevdiklerimize. Hep aklınıza gelen o eski arkadaşlarınız vardır bi ara arayayım dediğiniz ama 2 aydır hala aramadığınız, hal hatır sorma vakti geldi artık. Ya da sevdiğiniz uzak akrabalarınız, yaşlı teyzeleriniz tanıdıklarınız. Bir aramanızdan o kadar memnun kalırlar ki emin olun. İnsanların sevindiğini fark edince siz de değişik bir tatmin duygusu yaşayacaksınız .

9- Güzel bir film izleyin
Günümüzü çok yoğun olmadan ama keyiflli bir şekilde geçirdik mi, evet. Eh o zaman son keyifli kısma geldik. Odanıza mum yakın, kucağınıza battaniyenizi alın, mısırınızı da patlatın ve açın güzel bir film. Tadını çıkarın keyifli keyifli, zaten pazartesiye saatler kalmış. Şu anın tadını çıkarmamak olmaz.

Keyifli bir pazar geçirdiniz, yeni hafta için enerjinizi topladınız ve erken kalkmanın, karanlıkta film izlemenin güzel bir yan etkisi olan uykunuzun erken gelmesi de size rahat bir uyku sağlayacaktır. Bence uykunuz geldiyse sakın kaçırmayın ve hemen uyuyun.


Benim için güzel bir pazar günü denince bu liste aklıma geliyor, tabi eklenecek bir çok madde var mesela arkadaşlarla görüşmek , dışarda vakit geçirmek ama nedense evde olma havamdaydım bugün. Peki sizin aklınıza ne geliyor güzel bir pazar günü denince? Merak ediyorum açıkcası. Fikirlerinizi yorumlara bırakabilirsiniz .

Sevgilerle
Aylin

Not: Bu postu 2015 yılının son aylarında kış mevsiminde yazmıştım. Ama nedendir bilinmez paylaşmamışım taslaklarda kalmış öyle. 22 yaşındaki Aylinin hatrına paylaşıyorum şimdi bunu :) 

Ders çalışmalı, ama nasıl?

Bu yıl yaz tatili uzadıkça uzadı ve neredeyse okulun açılması kış'ı bulacaktı biraz daha zorlasaydık! Bu kadar uzun bir yaz tatilinin ardından tekrardan okula, derslere adapte olmak gerçekten zor olmalı tüm öğrencilere. Hazır kendim de kpss'ye hazırlanıyor ve derse/okula adaptasyon sorunları yaşıyor iken size bu ilk baştaki adapte olamama sürecini daha kolay atlatacak bir kaç önerim var. Kısacası bu yazı Nasıl ders çalışılır, nasıl ders çalışmaya başlanılır, ders çalışma tüyoları yani sıfır'dan bir anda ders çalışmaya karar verenler için bir rehber niteliğinde!



Kendinizi Psikolojik olarak ders çalışmaya ayarlaryın
Yani nasıl mı? Ben iki haftadır her gün ders çalışmaya başlayacağım günü hayal ediyordum. Kendime tatlı tatlı defterler, ve kalemler aldım ( her sene Bime gelen ucuz ve kaliteli olanlardan :) ) Ve artık ders çalışmayı düşünmekten o kadar sıkılmıştım ki, yeter be oturup çalışacağım dedim ve oturdum.









Programınızı yapın
Evet bu beşyüzmilyon defa söylendi, ama belki de ders çalışma sürecinin verimli olmasını sağlayan en önemli faktörlerden biri bu programdır. ilk günlerinizi daha az hafif , daha kısa süreli ders çalışma vakitleri yazın, haftalık ve aylık programlar yapın ne kadar sürede neler bitmiş olacak hangi başlıklar ne kadar sürer onları planlayın, sıkı sıkı uymasanız da en azından sizin bir haritanız olur . Size A4 formatına uyacak bir haftalık bir tane de aylık pogram hazırladım dilerseniz çıktısını alıp kendi programınızı da oluşturabilirsiniz :)





Ortamınızı Ayarlayın
Şimdi düzenli olun falan demeyeceğim. Benim masam o kadar dağınık ki ama dağınık masada kendimi daha çok çalışıyor hissettiğimden daha rahat çalışıyorum. Yinede benim gibi darmadağın bir insan değilseniz dikkatiniz de masanız gibi çabuk dağılabilir,  düzenli ferah ferah çalışanlardansanız e o zaman ne duruyorsunuz toplayın duzenleyin çalışın! Bu arada o telefonun da ders çalışma alanında işi yok!

Kendinizi motive edecek şeyler bulun, ödüller koyunMesela tatlı kalemler, defterler beni çok motive ediyor. Ya da şimdi şu kadar konuyu bitirirsem... bu akşam fazladan çalışırsam... bugün bu programa uyarsam şunu yapıcam bunu yapıcam falan. Kendinizi kandırın işte. Hatta yapabiliyrosanız kendi ödüllerinizi görsel bir şekilde gözünüzün önünde tutun.

Yapıcam değil , yapı-YORUM
Bu ne demek, bugünün işini yarına bırakma demek. Sürekli çalışıcam çalışıcam deme. Bugün ders çalışıyorum de. Beynininize sürekli olarak gelecek zaman ekini yerleştirdiğinizde onun da kalkıp ders çalışmaya hazır hale gelmesini bekleyemezsiniz ki. Değişik işte, beyin bu yani çözebilselerdi bilim adamları çözerdi biz de bilmiyoruz neden böyle.

Bir yerden başlayın
Demesi kolay uygulaması zor. Bazen her şey o kadar birikir ki sanki dağlar ovalar göller denizler kadar çalışmanız gereken yerler vardır gibi. Ama çok fazla çalışılacak yer var diye başlamamak, başlayamamak da sizi ileriye götürmüyor ki canlar. Bir yerden başlayın. Yapacak bir şey yok. Adım adım ilerlersiniz bir şekilde.




Çalışmasanız da çalışma masanızda zaman geçirin
Oluyor ya bazen insan bir türlü çalışamıyor 5 dakikadan fazlas bile odaklanamadığımız oluyor. O zaman hemen kalkıp gitmeyin işte. Kendinizi orada oturmaya alıştırın. 3 - 5 bir şey karalayın. Boş boş ileriki sayfaları karıştırın, kare defterlerdeki kutuların etrafını çizin falan. Ama alışın oraya oturmaya zamanla ders çalışma süreniz de artar.


Hedef belirleyin
Bu her zaman mümkün değil, bu taktiğin en çok işe yaradığı zaman Lise son sınıf.Daha öncesinde ne kadar şunu olucam bunu olucam hedefi belirlersek belirleyelim çok uzun vadeli hedefler olduğundan pek de ciddiye alamıyoruz. Öğrenci piskolojisi işte. Ama eğer aklınıza kısa vadeli hedefler geliyorsa belirleyin gitsin.



Benim bu hafta Kpss'ye çalışmaya çalışma sürecinde edindiğim tecrübeler doğrultusunda size nasıl ders çalışmaya başlanacağına, nasıl ders çalışıldığına dair böyle ufaktefek bir yazı yazmak istedim. Çok ayrıntıya da inmek istemedim çünkü zaten internetten birbirini tekrarlayan yeterince "Nasıl ders çalışılır" " Verimli ders çalışma yöntemleri" tarzı yazılar var .

Umarım biraz da olsa faydalı bir yazı olmuştur sizin için.

Sesimi duyurabilmeyi dilerdim.


İsyan etmiyorum, ben isyan etmem ki , bilmem isyan etmeyi. Tek bildiğim üç gündür sol tarafımda yattığım, sol kalçamın kırık, sağ bacağımın çıkık olması ve çok canımın yanıyor olması. Sadece yatmak nasıl bir duygu bilir misiniz? Üç gündür sadece yatıyorum, ayağa kalkmak istesem de kalkamıyorum çünkü bacağım tutmuyor canım yanıyor, tuvaletimi yapmak gibi basit bir ihtiyacımı karşılamak o kadar yoruyor ve canımı yakıyor ki. Acı çekmeden tuvalete çıkabildiğinize, ayakta durabildiğinize ve yemek yemek için başkalarına muhtaç olmadığınıza şükretmelisiniz bence. Ama etmiyorsunuz değil mi? Çünkü her zaman gözünüz başka şeylerde, asla kıymetini bilemiyoruz sahip olduklarımızın değil mi? Yürümeyi özledim, kimseye muhtaç olmadan ayağa kalkmayı özledim.

Peki bu hale nasıl mı geldim? Yaz sıcağından bütün gün uyuyorum , o kadar yoruyor ki sıcaklar beni, en güzeli uyumak geliyor bana, haliyle geceleri uyku tutmuyor beni. Evdekiler ne kadar evden çıkmamamı istese de canım sıkılıyor geceleri, dolaşmaya çıkıyorum ben de, bazen arkadaşlarımla, bazen ise gecenin karanlığında dünyayı tek başıma keşfediyorum işte. O gece yanımda birisi var mıydı hatırlamıyorum, ama yollar tenhaydı, araba yoktu hiç, tenha olmasa araba olsa o kadar uzaklara gitmem ben korkarım çünkü arabalardan. İlk defa bu kadar uzaklara gittim, çok eğlendiğim de yalan değil. Ama artık eve dönmek istedim , içim sıkıldı bilmiyorum, saat de iki buçuk civarıydı zaten evdekiler merak etmiştir beni bir görüneyim en azından sonra tekrar çıkarım diye düşündüm. Zaten alışkınlar benim öyle görünüp tekrar gezmeye çıkmama. Yolun karşı tarafına geçiyordum ama birdenbire arkamdan beni bir şey vurdu, fırladım yanağımı kaldırım taşına çarptım. Tek hissettiğim feci bir acı. Bakamadım bile bana neyin çarptığını, zaten vurdu geçti bakmadı bile arkasına...

Saat gece iki buçuk, ben yol kenarındayım, sağ dişlerim kırıldı, o önemli değil de, bacaklarım tutmuyor ayağa kalkamıyorum. Kimse yok, tek başımayım. Saatler geçiyor ama kimse gelmiyor yardımıma, hala ayağa kalkamıyorum yol kenarında yatıyorum sabah oldu yanımdan arabalar geçiyor beni çiğneyecek diye korkuyorum ayağa kalkmaya çalışıyorum kalkamıyorum, yoldan gelen geçenler beni görüyor ama kimse yardım etmiyorum ben acı içinde kıvranmaya devam ediyorum.
Gözümü açtığımda oraya nasıl geldim bilmiyorum ama yol kenarında değilim en azından artık, kaldırımdaki bir ağacın altındayım. Birisi bana yardım mı etti yoksa kendim sürüklenerek mi oraya geldim bilmiyorum ama saatler geçti neredeyse akşam oldu, geceden beri yatıyorum kimse yardım etmiyor bana. Son gücümle ayağa kalkmaya çalışıyorum kalkamıyorum, bir ses duyuyorum “Ne oldu sana kim yaptı bunu?” diye ağlamaklı telaşlı bir ses, başımı bir kaldırdım evden biri. Cevap verdim ona beni lütfen götür burada bütün gün sıcakta acıktım susadım canım yanıyor, yanımdan geçip gidiyorlar korkuyorum dedim, beni anlayıp anlamadığını bilmiyorum ama hemen kucağına aldı ağlayarak. Bilmiyordu ki canımı yaktığını direndim canım yanıyor dedim anlamadı , dikkatli olmaya çalışıyor ama bir an önce de eve götürmek istiyor beni, baktım evin yolundayız artık direnmedim eve geleyim de canım yansın varsın.

Evde hemen yatırdılar beni, annem beni Aylin'in kucağında görünce hemen koştu Aylin'in arkasından.Sonra Merve geldi , ağladı Merve ne olmuş sana diye. Aylin beni gördüğünden beri ağlıyordu zaten. Bu kadar mı kötü görünüyordum bilmiyorum, ben de onlarla beraber ağladım canım yanıyor diye inledim defalarca . Annem ağzıma zorla su dökmeye çalışıyor ama dilim damağım o kadar kurudu ki artık yutkunamıyordum. Parmağıyla ağzımı damağımı biraz ıslattıktan sonra içmeye başladım. Şükrettim sonunda su vardı , yazın en sıcak gününde bütün gün asfaltın sıcağında yatmak beni çok yormuştu. Ama sonunda evdeydim ya, artık beni koruyacaklarını benim için ellerinden geleni yapacaklarını biliyordum.

Ertesi gün şehir merkezine götürdüler beni hastahaneye. Röntgen çekildi, canım yandı iğne vuruldum belki iç kanamam vardır diye. Ama Aylin ve annem yanımda olduğundan güvendim ve ses çıkarmadım. Röntgen sonuçları pek iç acıcı değildi. Sol kalçam kırık, sağ bacağım çıkıktı. Bu kırık zamanla iyileşirmiş de, çıkık için cerrahi müdahale lazım. Onu da anca Aydın, Afyon gibi cerrahilerde yapabiliyorlarmış. Bir de 1.500 Lira ameliyat ücreti istiyorlarmış. Ama ben kediyim, benim param yok ki? Benim verebileceğim tek şey biraz mutluluk, bazen sakar hareketlerimle güldürürüm, bazen gelir sırnaşır mayışırım, hayatınıza neşe katarım beni severseniz ben de sizi severim, kıymetinizi bilirim, verebileceğim tek şey bu. Benim can’ım hem bu kadar pahalı hem de bu kadar ucuz muymuş yani siz insanlar için?
Şu an kritik 72 saati geçtim, eğer iç kanamam durmamış olsaydı size bu yaşadıklarımı anlatıyor olamazdım. Bu arada bana çarpanlar da 16-17 yaşında meyhaneden çıkan yeni yetişen kendini erkekten sayan çoluk çocukmuş. Aylin’in kuzeninin arkadaşları geçen gün anlatmış da kediye çarptıklarını, oradan biliyoruz yani.

Siz beni konuşamıyor diye canım yanmıyor sanmayın. Bakın benim hayatım mahvoldu, ameliyat parası ödeyemeyeceğim için hayatımın sonuna kadar çıkık bir ayakla yaşamak zorunda kalacağım, ne zaman ayağa kalkmak istesem canım yanacak, çok titiz bir hayvan olduğumdan yattığım yere tuvaletimi yapamıyorum, ayağa her kalkmaya çalıştığımda geri düşünüyorum sahiplerim benim halimi gördükçe onların da içi gidiyor. Allah'tan sahiplerim var, evde bakılan bir kediyim de önüme geliyor yemeklerim, et suyu ile yoğurt ile ve vitaminler ile besleniyorum. Peki ya her gün araba çarpan ve acı çeke çeke ölen kardeşlerime ne olacak? Lütfen dikkatli kullanın arabalarınızı, çoluk çocuğa vermeyin, sarhoş araba kullanmayın, sesimizi çıkaramıyoruz dava açamıyoruz diye bize çarpıp geçmeyin. Benim canım yanıyor, sahiplerimin canı yanıyor. Anlatamıyorum ki derdimi de! Birazcık vicdanınız varsa, bir kediye bir köpeğe çarptığınızda alın veterinere götürün. Üç beş lira cebinizden çıkacak diye korkmayın, hatta eğer çarpma anında fotoğraf çeker tutanak tutarsanız bizim veteriner masrafımızı arabanızın sigortası bile karşılıyor! Lütfen, canım çok yanıyor, derdimi paylaşamıyorum, sahiplerim çaresiz. Dikkatli sürün, çevrenizdekileri bilinçlendirin, bana çok dua edin sahiplerim bir çaresini bulsunlar, Siz de sağlığınıza şükredin!




Plaj Çantanda ne var?

Tüm kadınlar aynı olmadığı gibi, plaj çantaları da aynı değildir. Hepimiz farklı farklı olduğumuuza göre hepimizin farklı ilgileri var, peki bu durumda plaja götürdüklerimiz de farklı olmaz mı ?




1.    Tatil bahane, bakımlı olmak şahane diyen kadının çantası:
Bu kadın tatilde de güzelliğinden ödün vermez, zaten tatile de daha da güzelleşmeye, mümkün olduğunca güzel bir bronzluğa ulaşmaya gelmiştir ve bu yüzden güneş yağları eksik olmaz çantasından. Zaten ojesi bikinisi ile uyumludur, Saçı yıpranmasın diye bir adet saç bakım spreyi, doğal deniz kızı buklelerine ulaşmak için tuzlu-su saç spreyi, hatta belki de hazır güneşleniyorken saç renginin doğal bir güneş öpücüğü etkisi vermesi için saç rengi açıcı jeli vardır çantasında. Ayrıca takısı, gözlüğü, ve hatta bronzer allığı çantasında eksik değildir. Unutmayalım ki çoğu zaman moda dergisine de sahiptir kendileri.


2.       Yeter ki deniz, kum, güneş olsun çok eşyaya gerek yok diyen kadın:
İşte temel ihtiyaçları her zaman yanında olan, ne fazladan eşyası ne de eksik eşyası olan kadındır. Çantasına her şeyi sığdırır, ama aslında çok da eşyası yoktur.Genelde yanında bir adet kitabı, güneş kremi, gözlüğü, havlusu, ve plajda üstüne giymelik rahat bir elbisesi vardır. En ekstrem durumda bir şapkaya sahiptir, ama dediğim gibi, ekstrem durumlarda.




3.       Tatile değil, keşfetmeye geldim
İşte bu kadın yerinde duramaz, eevet tabii ki o da güneş kremini sürer sabah çıkarken ama 4 saate bir yenilemez çünkü zaten her anını dolu dolu yaşadığından aklına tekrar güneş kremi sürmek bile gelmez değil mi? Onun çantasında yüzme paleti, su gözlüğü hatta keşfettiklerini arkadaşları ile paylaşmak onlara göstermek için fotoğraf kamerası vardır. Her yerde harika selfie'ler çekindiğinden bu kadının instagram hesabını takip etmeniz onun keşfettiklerini sizin de keşfetmenizi sağlayacaktır. 





4.       Pamuk prensesgillerden olanlar
Pamuk prenses bembeyaz ten ile meşhurdu, ama eminim ki o asla güneş kremsiz dışarıya çıkmazdı, çünkü pamuk prenses gibi beyaz insanlara güneş’in daha büyük bir gıcıklığı var. Bilemiyorum neden, sanırım sevmiyor ya da hoşuna gidiyor beyazlara işkence etmek (ah annecim, bir esmer olarak ancak onun sayesinde anlıyorum sizin derdinizi) . İşte bir pamuk prenses kadar hassas olan bu beyaz insanların çantalarında milyonlarca farklı özelliğe sahip güneş kremi bulunur, büyük büyük şapkalar, omuzları kolları örten elbiseler, güneş sonrası yanık losyonları ve bepanthen. Ne bepanthen mi dedin diye sormayın, bilmeyenlere duyurulur bepanthen de güneş yanıklarına iyi geliyor. Bu beyaz kadınlar ,esmerler kadar özgürce güneşe çıkamadıklarından yanlarında okuyacak bir sürü şey vardır. Onlar için en iyisi yazın 4 – 5 ten sonra dışarıya çıkmaktır.



5.       Anadolu kadını plaj çantası
Anadolu kadını plaj çantası ne kadar komik bir isim de olsa, aslında o annemizin çantasıdır. İçinden asla bitmeyen krakerler, çerezler, kurabiyeler, meyveler ve hatta bazen bütün bütün karpuzlar, mutfak ürünleri, neredeyse çaydanlıklar çıkan bir plaj çantasına sahiptirler kendileri. Biz yüzerken adeta bir sahil güvenlik edasıyla radarlarını açar bizi takip eder, ne markası olduğunu bilmediğimiz güneş kremimizden sorumlu baş güneş kremi uzmanlarıdırlar ve gerçekten ne zaman acıkıp ne zaman susadığımızı bildiklerinden de her zaman bu çantaya da bu çantayı getiren kadına karşı da büyük bir saygı, sevgi ve minnet duyarız. Ayrıca her an bir bir yaralanma durumu için bepanthen krem, ve böcek ısırıklarına karşı ayrı bir merhemi vardır daima yanında. Büyüyünce hepimiz anadolu kadını plaj çantasına sahip olmak isteriz.

Peki sizin plaj çantanız nasıl ?





Tatile çıkmadan önce aklınızda olması gerekenler





Evet biliyorum çoğunuz çoktan akın etti deniz kenarına , sahillere çoktan mis gibi bronzlaştınız denizin, havuzların tadını çıkardınız değil mi? Yinede benim gibi henüz gitmeyenler için bir kaç önerim var . Sonunda haftaya ben de gidiyorum ve ne yapmalı diye düşünürken aklıma yine bir kaç şey geldi.

1.    Yapılacaklar listesi 

Her sene mutlaka bir şey unutuluyor (dil fırçası, güneş kremi, mayo bikini!). Bazen aceleye geliyor tatil hazırlığı ve  en önemli ihtiyaçlarımızı unutuyoruz. Unutmamak için en iyi yöntem önceden bir liste hazırlamak. Unutmayalım unutturmayalım.

2.       Nemlendirici
Gençler, deniz kum güneş falan çok güzel de, o kadar kurutuyoruz ki cildimizi, eğer cildiniz kuruysa başlayın bir hafta öncesinden bacaklarınıza kollarınıza sürekli nemlendirici bir şeyler sürün, saçınıza nemlendirici maskeler yapın ki bir anda nemsizlikten tatil sonrasında saçlarımızı kesmek cildimizi de iyileştirmeye çalışmakla uğraşmayalım. Tatil öncesi haftasında nemlendirmeye önem verdiğimiz gibi tatil sırasında da nemendirmeye devam ediyoruz cildimizi. En azından yatmadan önce genel bakımımızı yapalım, öyle tatildeyim diye salmakla olmaz.

3.       Pelling Yapmayın 
Şu tatile gitmeden bir hafta önce son defa yapın sonra bir hafta boyunca ve tatil boyunca peeling yapmayın. “Ama denizde cildimiz soyuluyor” demeyin sakın bana, bol bol nemlendirici krem bol bol güneş kremi cildimizi kurutmayacağından soymayacak da şekerler. Şimdi peeling yapıp cildimizi soyarsak cildimiz hassaslaşır ve güneş asla affetmez.Hele bir de yanlışlıkla güneş kremini falan unutursanız gelecekte lekelenmiş bir cilt sizi bekler.


4.       Güneş kremini sadece sabah değil, 4 saate bir sürün
Yine bir genelleme yapacağım ama çevremdeki çoğu kişide bunu görüyorum. Sadece sabah çıkmadan güneş kremi sürmeyin. Bu uygulamayı tekrarlamanız lazım çünkü sadece 3 – 4 saat etkisi oluyor, siz 3 – 4 saat’e bir güneş kreminizi yenilemezseniz 4 saat sonra güneş yine cildimize zarar vermeye başlayacak.

5.       Güneşlenme Saati 
Bunun üzerine çok yazmama gerek yok,  saat 11-16 güneşe çıkmayın çıkanlara engel olun. Akşam güneş batarken güneşlenmek yüzmek çok daha sağlıklı. Yüzmek için de erken saatleri tercih edin , deniz tertemizken oh.

6.       Yanınızda acil durum ürünleriniz olsun
Ne bunlar? Cımbız, epilasyon aleti ya da ağda bezi, eğer güneş yanığı olursanız rahatlatıcı jel, güneşli saatlerde dışarı çıkmanız gerekirse uzun kollu rahat bir kıyafet, güneş gözlüğü vs aklınıza gelecek her şey işte.

7.       Ufak bir tüyo 
Biten büyük kutusu olan bir şampuanınız varsa o kutuyu üstünden kesin ve plajdayken değerli eşyalarınızı ufak tefek bozuk paralarınızı hatta telefonlarınız sığıyorsa telefonlarınızı bile içine koyabilirsiniz. Ne olur ne olmaz güvenli olmada yarar var, eğer birisi çantanızı karıştırırsa şampuan kutusuna bakmak hemen aklına gelmez herhalde

8.       Ev’inizi unutmayın
Buzdolabını boşaltmayı, camları kapıları kilitleyip kapatmayı, acil durumlar için güvenilir birisine anahtar bırakmayı, evde değerli eşya varsa kaldırmayı unutmayın.

9. (Yazar tarafından tatil sırasında eklenen bir madde, ÖNEMLİ)Ey sevgili okurlar, başımıza gelen talihsiz olaya bakın. Kuşadasında denize kanalizasyon sızıntısı olmuş, sahil boyunca şerit çekmişler denize girmek yasak! Bence tatile gitmeden önce olası sızıntıları, sıkıntıları araştırın göz önüne alın :) Biz gelmeden bir dün önce olmuş şimdi ise otelin minicik havuzunda kendimize denizde yüzüyor imajı veriyoruz :) 


Kafanız rahat tatiliniz güzel olsun 


Sevgilerle, Aylin

Çocuk neden başarısız olur ki?


Bu blogda sadece güzellik ile ilgili bilgiler paylaşmamaya karar verdim, istiyorum ki benim bildiğim, yeni öğrendiğim ve ilgimi çeken konuları sizinle paylaşayım.  Ben şu anda üniversitenin son sınıfına geçtim, bu yaz son yaz tatilim ve ardından 4. Yılıma gireceğim. Kpss sürecinde daha rahat olabilmek için kendi üniversitemden farklı bir üniversiteden yaz okuluna kayıt oldum ve aslında yaz okulu dolayısıyla pek yazamıyorum oysa her hafta bir yazı paylaşacağım ümidi vardı içimde. Ama artık böyle idare edin beni J Boş zamanlarımda benimle beraber yaz okuluna gelen sınıf arkadaşım zeynep ile çılgınlar gibi kpss için eğitim psikolojisi çalıştık hatta 1 haftada bir kitap bitirdik, ve gerçekten de verimli oldu bir kaç test çözerek iyice pekiştirebileceğimize eminim. Sonra derinlemesine konuları incelerken aslında bu zorunlu olarak çalıştığımız dersin ne kadar da hayatın içinden olduğunu fark ettik ve sürekli kendi yaşamlarımız geldi gözümüzün önüne.

Bizim Erikson diye bi psikoloğumuz var ve bu adamcağız oturmuş psikososyal bir gelişim kuramı hazırlamış bizlere,ayrıntısına inmeyeceğim tabi ben de uzmanı değilim ama,  bu adam aslında insanların hayat boyu çatışmalar yaşadığını ve bu çatışmaları başarı ile atlatanlarının kişiliğinin olumlu yönde geliştiğini sölüyor.  Yani karakterimizin oluşması daha bebeklikten başlıyor annemizin bize davranışı, ağladığımıza yanımızda olup olmaması bizim hayata karşı umutlu ve güvenli bir insan olup olmamamıza kadar etkiliyor. Yaşamımızın her döneminde bir çatışma yaşıyoruz ve bu çatışmalar bebeklikten yaşlılığa kadar devam ediyor.  Peki bu çatışmalar bizim okul başarımızı nasıl etkiliyor?

7-11 yaş aslında çocukların ileride başarılı olup olmayacağını belirleyen, planlı programlı çalışmayı öğrendiği, kendisine yönelik güzel duygular geliştirdiği dönemlerden biridir. Zaten bu döneme “başarıya karşı aşağılık duygusu çatışması”  demiş eriksoncuğum. Eğer bu dönemde çocuğa kendi potansiyelin ötesine görevler verilirse, başaramayacağı sorumluluklar yeklenirse ya da emek harcayarak yaptıkları ürünler (artık her neyse resim çizmiştir hikaye yazmıştır falan) takdie görnezse çocuk bir aşağılık duygusu içine girmeye başlayacaktır. “Zaten yaptıklarımı kimse beğenmiyor ben de yapmim madem.” Demeye başlar çocuk ve yavaş yavaş gerilemeye başlar. Bir önceki döneme geriler ve artık başarılı olamayacağına inanarak sadece oyun oynar ve hayal kurar. Aslında tam da bu nokta beni benden aldı. Bir anda geçmişte hafızamın derinliklerinde beni bekleyen bir anım çıkıverdi ortaya ve bu eriksonun ne kadar da haklı olduğunu gördüm.

Muhtemelen 2. Ya da 3. Sınıftaydım ve hatırlıyorum ki o gün bir etkinlik yapıyorduk, küçük beyaz kartonları kesip siyah fon kartonun üzerine yapıştırarak yapacağımız papatyaların taç yaprakları olacaktı onlar. Sonra da kendi takvimimizin mart ayı olacaktı o papatyalı siyah fon kartondan. Ben ilk bitirmek istemiştim ve bitirip gururla öğretmenime  gösterdim. O kadar gururlanmıştım ki ilk bitirdiğim için, hem de çok güzel olmuştu! Sonra verdim öğretmenime baktı bir kaç saniye, bana ne diyecek diye heyecanla bekledim. Peki öğretmen ne yaptı? Benim o kartonumu çevirip tüm sınıfa gösterdi ve >> Sırf hızlı bitirmek için Aylinikni kadar çirkin yapmayın bu çok kötü olmuş.<< dedi! O kadar şok oldum ki. Ve tüm sınıfın önünde. Herkes bana baktı ve ben de kendimi çok başarısız ve beceriksiz hissettim. Oysa çok seviyordum el işi ile uğraşmayı... Aslında öğretmenin orada göz önünde bulundurmadığı o kadar çok şey vardı ki , bir kere ben herkesten çok daha ufaktım, gelişimimi daha geç tamamlıyordum ve büyük ihtimal ile ince motor becerilerim, yani daha küçük kaslarım (parmaklarımdaki gibi) diğerleri kadar gelişmemişti – belki de o yüzden ona göre kötü kesmiştim papatyaların yapraklarını. Ama ne olursa olsun bir öğretmenin o şekilde davranmaması gerekirdi. Ve belki de o günden sonra yöneldim oyuna ve hayal dünyasına. Okuldan soğumuştum artık, öğretmenimin gözüne başarısızdım, beceriksizdim hatta tembeldim. O halde ben de bana yapıştırılan etiketi yaşamaya başlamıştım ve ilk okul döneminde çok başarısız bir öğrenci olarak geçirmiştim, beni tatmin eden tek şey oyun oynamak ve hayal kurmaktı...

Bilemiyorum size nasıl geldi bu hikayem. O ufacık olay beni nasıl etkilemişti. Ve ben sadece bir kişiyim, belki de her gün kaç öğretmen kaç bin çocuğu kendisini başarısız hissettirerek çocuğu hayatının sonuna kadar etkileyebilecek bir aşağılık duygusu yüklüyordur. Hatta sadece öğretmen değil, bunu aslında anne ve babalar da yapıyor.

Çocuklarınızı takdir edin, onalrı övün, onlara yapabileceklerinden zor görevler vermeyin. Bir insan bir şeyleri başarabiliyorsa, o zaman tüm insanların onu başarabilme potansiyeli vardır aslında. Ama her şey çocuklukta başlıyor. Her ne kadar öğretmenim başarısız olduğuma inandırmış olsa da bana, annem ve daha sonraki öğretmenlerim benim aslında “başarılı ve takdir edilesi, değerli” birisi olduğuma inandırıdı beni. Ve artık öğretmen olmama 1 yıl kaldı...

Umuyorum ki eğitimciler daha bilinçli, ebeveynler daha araştırmacı olur...  Siz siz olun, araştırın ve çoluğunuza çocuğunuza nasıl davrandığınıza dikkat edin. 

Bellybuttonchallenge mi?

Belly Button Challenge mi? O da ne?





Bu uzak doğu ülkelerinin dış görünümlerine çok önem verdiğini artık yavaş yavaş hepimiz anladık, kozmetik, özellikle cilt bakım alanında çok kaliteli ürünler üreten ülkeler arasında kore de var. Dizilerden ve özellikle bb kremlerden aslında o tarafın kendisine çok güzel baktığını anlamıştık. Ama çin’de de bu denli bir dış görünüş furyasının olduğunu bilmiyorduk. Ne mi demek istiyorum? Belly button challenge’i duydunuz mu? Yani göbek deliğine tersten dokunma meydan okuması dır.



Bu İnternet Challenge’ina göre ben 1.60 boy 55 kilo ile fazla kiloluyum!  Aman Allahım insanları sağlıklı olup olmadıklarıyla ilgilenmeden, sadece elini tersten göbek deliğine değip değmediğine bakarak fazla kilolu olduğu damgasını yapıştırıyor. Ve en kötüsü de sadece instagramda 6 binden fazla #bellybuttonchallenge etiketi var. (ki asyanın kendi twitterimsi sosyal medyası weibo’da 260.000 tane etiket varmış!) Henüz türkiyede yaygınlaşmayan bu akla zarar meydan okumanın ( ki umarım yaygınlaşmaz!) daha fazla çığrından çıkmadan bitmesini diliyorum. Neden mi böyle düşünüyorum? Çünkü sanki toplum kafayı yemeye başladı  sosyal medyanın dayattığı standartlara uyum sağlamaya çalışarak. Yok ideal kadın olmak için 90 60 90 olmalısın, yok yakışıklı ve karizmatik bir erkek olmak için omzun bilmem kaç santim genişliğinde olmalı, bir ara acaba altın oran’a göre güzelmiyiz diye gözümüzü kaşımızı ölçecek duruma gelmemişmiydik? Şimdi delinin biri  göbek deliğine tersten dokunursan çok fit birisin diyerek kuyuya taş attı , millet de ne yapacağını şaşırdı mı ne?




“Ulan Aylin böyle böyle diyorsun ama, kendimize bakmayalım mı spor yapmayalım mı zayıf olmayalım mı?” Diye sorabilirsiniz. Ya tabii ki kendimize bakacağız, sağlılı olmak için spor yapacağız sağlıklı besleneceğiz. Ama bir delinini kuyuya attığı bir taş yüzünden daha karakterlerini tam oturtamamış yeni yetişen küçük kızların ellerini göbek deliğine sokabilmek için kendi çaplarında “çubuk kraker -meyve suyu”diyetleriyle daha gencecik yaşlarında vücutlarına zarar vermelerini istemiyorum. Ben 22 yaşındayım, ve bazen sosyal medyanın belirlediği güzellik standarları benim bile aklımı karıştırıyor. “Acaba.. Acaba benim de dudaklarım daha mı dolgun olsa ? “ Artık bunlara dur demeliyiz. Kendimizi sevmeyi teşvik etmeliyiz herkesi. Ya hepimiz çok farklıyız ve bu o kadar güzel bir şey ki!





Eğer ki bu Challenge Türkiyede de patlarsa lütfen topluma yanlış bir anlayışa iten bu zımbırtıya alet olmayın. #healthyisthenewskinny bizim hashtagimiz olsun !
Hem şunu da unutmayalım, tersten olmasa da, elimiz kolumuz olduğu sürece göbek deliğimize dokunabiliyoruz ! Allahı sağlık versin inşallah :).


Kendinize iyi davranın, güzel bakın J
Sevgilerle evinizin atarlı Aylin’i







                                                                                                                                                                                

Ramazan ayı ve Ramazan'da beslenme önerileri



Ramazan geldi çok şükür ki bu yıl da şahit olduk ramazan’ın gelişine. Ramazan ayı çok farklı bir maneviyat çoküyor sanki şehre, belki her şey aynıdır da bizim üzerimizdeki maneviyat böyle hissettiriyordur kim bilir... Belki de oruç bizi bu kadar dinginleştiriyordur. Sadece yemekten içmekten uzak durmak olmadığını biliyoruz orucun. Ruhu da kötülüklerden uzak tutmak, bedeni de ruhu da temizlemek bizim amacımız. Allah’ın rızasını kazanmak o bize emrettiği için yemekten içmekten uzak durmak bizim oruç tutma nedenimiz.

Peki bu ramazan hayatımızda neden bir dönüm noktası olmasın ki? Yeni alışkanlıklar edinmek, namaz kılmaya alışmak, sadece güzel şeyler söylemeye, güzel olanı yapmaya helal yaşamaya özen göstermek için bir başlangıç olabilir.  Hep Yılbaşında bi yeni yıl listemiz oluyor ya, biz de ramazandan beklentilerimiz listesi oluşturalım J

Meslea benim listemin başını inşallah bundan sonra tüm namazlarımı eksiksiz bir şekilde kılmak geliyor, sonra ruh detoksu olarak kabul ettiğim ibadetler, ayrıca güzel düşün güzel konuşma çabalarım. Kimseyi kırmayacağım, tartışmayacağım J Ah unutmamak lazım beden detoksu, en azından bu ay sağlıklı beslenmeye özen gösterirsek vücudumuz bize minnettar olacak. Düşünsenize bütün gün aç kalıyorsunuz sonra vücudunuza verdiğiniz tek şey sağlıksız ağır yiyecekler oluyor. Yok yok bu ay vücuduma bu kötülüğü yapmayacağım.


Peki bu ramazanda nasıl beslenmeli?

Öncelikle sakın vücudunuzu susuz bırakakarak kendinize kötülük yapmayın, bol bol su için gece boyunca ( biliyorum biliyorum şu kısacık zamanda tuvalete gitmekten bir hal olunuyor ama su çok önemli). Sıvı tüketiminde size tavsiye edebileceğim birkaç bol sıvılı yiyecek var :
%96 su içeriği ile salatalık ve karpuz
%95 su içeriği ile Ananas , Marul ve kereviz
%94 ile domates
%92 su ile armut
%90 su ile greyfurt
%89 ile kavun

Ayrıca geçen ramazanda her iftarda Ilık, ballı limonlu su içiyordum ve beni çok sağlıklı bir şekilde ramazanı geçirmeme yardımcı olmuştu, ayrıca da zaten limon suya girdiğinde alkali su etkisi gösteriyor ve vücudumuzu arındırıyor.

Diğer önemsediğim bir nokta ise ceviz, ben her sahurda bir avuç ceviz yerdim geçen sene , sağlıklı beseleneceğiz yağlı yiyeceklerden uzak duracağız tamam ama, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu yağlar da var, onları da ceviz, badem ile sağlamaya çalışıyordum.

Sahurda daha uzun süre tok tutması için bol bol protein tüketmeye özen gösterin, ağır olmaması için fırında ya da haşlanmış, en iyisi de mangalda yenen şeyler öneriliyor. Ama kim uğraşacak falan sabah sabah sahurda değil mi? Ben sahurda protein almak için yumurta haşlıyorum ya da maydanozlu,dereotlu,peynirli omlet yapıyorum. Yani yumurta ile çeşit çeşit şeyler deniyorum -hafif olma şartıyla-

Ramazanda beslenme ile ilgili bir şey daha söyleyeceğim, özellikle benim gibi pek et yiyemeyen insanlara tavsiyem hastahanelerde B12’lerini ölçtürmeleri ve eğer düşükse B12 iğnesi vurulmaları, ya da en azından eczaneden B12 hapı alın eczacınıza danışın ve onun tavsiye ettiği şekilde arada atın. Özellikle çalışan kişilerin daha dinç kalmasını sağlayacaktır .

yemeklerinizi zamanlara ayırın, yani ağır ağır yiyin hemen yemek üstüne tatlı üstüne meyve yemeyin. ( Ki özellikle meyveyi hiç bir zaman asla yemeğin üzerine yemeyim vücuda faydadan çok zarar sağlıyor.) Onun yerine gecenizi zamanlara ayırın ve yiyeceklerinizi aralıklarla yemeniz daha sağlıklı olur.

Şu an benim hiç dinç ve berrak bir zihinle yazmadığım aslında çok belli, konuya bir yerden girmiş bir yerlerden çıkmışım , affınıza sığınıyorum artık , şurda iftara iki buçuk saat kalmış ne yapalım artık J

Kendinize iyi davranın gençler.
Sevgilerle Aylin




Evleniyoruz!




Havaların ısınmasının en büyük etkisi bir anda düğünlerin çoğalması. Bu eskiden hiç dikkat etmediğim bir olayken, şimdi açıyorum sosyal ağlarından herhangi birini hemen gözüme etkinlik sokuyorlar , mesela  “ x ve y evlenyior!” etkinliğine davet ediliyorum. Vay be “ x “ de mi evleniyor, "iyi de o daha üniversiteden mezun olmadı"? Diye kendi kendime sorarken bi bakıyorum “ z “ de geçen yıl mezun olmuştu dün evlenmiş şimdi balayında. Sonra bir de ne göreyim “w” nun çoktan çocuğu olmuş ikinciye hamileymiş! “Ulan...” diyorum kendi kendime. Eğer bir gün benimle yüz yüze sohbet etme fırsatı bulursanız nasıl bir ses tonuyla dediğimi duyarsınız. Ama sadece “ulan” diyebiliyorum işte Tamamlamıyorum cümlemi,  Çünkü ne ile tamamlayabileceğimi bilemiyorum. Ne güzel evleniyor millet falan ama olan da bana oluyor hani. Memlekete dönmeye 1 ay kaldı, sonra başlayacak  annem beni tanımadığım garip gurup insanların düğünlerine götürmeye. “Anne saçmalama.” Desem de annem o “ benim iki kızım varken düğüne tek başına mı gideceğim?” bakışıyla bakacak bana, ben de karşı koyamayacağım o anne telepatik çekim gücüne ve gideceğim hiç bir zaman klimaları çalışmayan düğün salonlarından birine, oturacağım kibar kibarcık telefonumla oyun oynayacağım kameraman oturan misafirleri çekerken telefonu bırakıp kameranın farkında değilmiş ve düğünden çok zevk alıyormuş gibi gelin ve damada bakacağım.  

Ben böyle oturup etrafa bakınırken telefonumla vakit geçirirken ve yaşlı teyzeler bana bir şey anlatırken anlıyormuş gibi yapıp aslında anlamıyorken, nasıl yaptığını bilmediğim ama her düğünde bulunan bi kadın olan Şenay abla bir anda yanıma ışınlanır, ama nasıl yapıyor, gözümü kapatıp açıyorum bir de bakıyorum şenay karşımda, ve beni zorla oyuna kaldırır, (ama gerçekten zorla !) ben de hayır diyemeyen o garip insanlardan olduğumdan kendimi şenay ve kankalarıyla pistte bulurum. Sonra şenay poposunu kıvırtıp ellerini sallayıp bana “ayhayhayha kız sen kıvırtamıyon mu?” der. Bende “hıı sevmiyom ben.” Derim. Sonra üzerinden zaman geçer ve şenay bu sefer anneme dönerek “ ay bu kız hiç kıvırtamıyor ahahahah.” Der ve kahkaha atar. Ve ben sevimsiz bir surat ifadesiyle ona bakarım, o da “ay kız şaka yapıyom ahahaha.” Der. Ama bu tatlı şakayı her düğünde en az 4 kere yapıyor sanırım. Alıcaksın o postijlerinden tutup duvardan duvara vuracaksın. Düğünlerden soğuttu kadın beni, bir gün kendi düğünüm olursa yanıma gelip “ay kız oynayamıyon mu ahahaha.” Diyecek diye endişeleniyorum.

Yinede şenay gibi zorluklar dışında çok zorluk çekmiyorum çok şükür. Ablam sayesinde kimse beni dürtüp “ sıra sana geliyor” espirileri yapmıyor. Bir de onu çekemezdim yani, gerçi ablam var diye oğlu olan teyzeler beni yok sayıyor. Ablamın mezun benimse hala okuduğumu duyunca hemen popolarını bana dönüp ablama “ benim de oğlum var polis hihihi.” Diyorlar. Ama bu da artık benim sorunum değil

Yanlış kişiyle beraber olduğunuzun 8 işareti





  • Güldüğünden Fazla ağlıyorsan.
Şunu kabul etmeliyiz ki, hayatımıza birini alıyorsak , bunu daha kaliteli daha güzel bir hayat için yapıyoruz. Güzel anlarımızı paylaşmak, keyifli sohbetler etmek için , hatta birbirimize sığınak olmak için ve gerçekten iyi günde kötü günde birlikte olmak için alıyoruz. Hayat bu belli olmazk tabi ki kötü günler olacak ve bazen ağlayacağız. Ama bizi sürekli ağlatan şey , kendi isteğimizle hayatımıza aldığımız kişi ise bence bu işi bi düşünmeliyiz..



  • Ailen ve arkadaşların ilişkinizi pek desteklemiyorsa
Olayların içindeyken bazı şeylerin farkına varamayız genellikle, bu durumlarda insanın dürüst arkadaşlarının, anlayışlı bir ailesinin olması çok faydalı. Çünkü çoğunlukla bizim göremediğimizi onlar görebilir, ve eğer ilişkimiz dışarıdan pek sağlıklı gözükmüyorsa bunu söylerler, kulak asmakta fayda var gençler.



  • Gelecek Hayal edemiyorsan
Yani illa ki sevdiğimizle oturup gelecek hayal ederiz, pembe panjurlu bahçeli evimizde çocuklarımızla oynadığımızı falan... Ama güzelim bi gerçeçkci ol? Gerçek bir gelecek hayal et? İş güç durumları, aldatır mı arkadaş çevresine takılır mı? Zor zamanlarda gerçekten yanında olur mu? Ailesi nasıl, senin ailenle geçinir mi? Bırakın pembe hayalleri ve huzurlu bir gelecek için gerçekci olun gerçek hayaller kurun. Olmuyor mu? O zaman tekrar bir düşün bakalım.



  • Seni sevdiğini hissettirmiyorsa
Bu çok önemli, kendinizi kandırmayın , bir kişi gerçekten seviyorsa bunu hissettirir. Bazen bir bakış, tatlı bir davranış bile sevgisini gösterir. O beni seviyor ama çok gösteremiyor diye kendinizi kandırmayın. Adamım seviyorsan git hissettir, bir insanın en büyük ihtiyaçlarından biri sevildiğini hissetmesidir. Hissettirmeyecekse gitsin, hayatın sonuna kadar sevgisiz kalmanın anlamı mı var? Gideriz sevdiğini hissettirecek birini buluruz ne olmuş yani.



  • O kişiyle kalmak için sürekli kendine bahane üretiyorsan
Hadi gerçekleri konuşalım. “ Zamanla düzelecektir, erkektir elinin kiridir, şimdi gençlik çağları evlenince değişir, bu aralar piskolojisi bozuk ondan böyle davranıyor, aslında beni seviyor ama göstermiyor... “ ve daha neler neler. Kardeşim, hadi yeme beni. Bahane üretme  iyi gitmeyen bir ilişkiyi sürdürmek için bahane üretiyorsan ortada büyük bir sorun yok mu sence de?



  • Sanki dünya kendi etrafında dönüyormuş gibi davranıyorsa
Çok eğlenceli birisi olabilir, çok yakışıklı, güzel olabilir ama bunlar neye yarar ki karşındaki kişi bir ego manyaksa? Sadece onun sevdiği filmleri izlemeye  gidiyorsanız, sürekli onun sevdiği yerlerde yemeğe gidiyorsanız, planlarınızı ortak zamanlarınıza göre ayarlamaya çalışmak yerine sürekli kendi programını onun programına uydurmaya çalışıyorsan...Yani birlikteykem her ne kadar çok mutlu olsanız da uzun vadede bu çok yıpratıcı olabilir. Sonuçta fedakarlıklar her zaman tek bir taraftan gelmemeli, iki taraf aynı oranda fedakarlık yaptığı sürece denge korunur, yoksa terazinin bir kısmı ağır basar fazla yük taşır. Bence böyle bir durumu fark ettiysen çok geç olmadan sevdiceğinle git konuş abi.



  • Sanki maske takmak zorundaymışsın gibi hissediyorsan,
Süekli davranışlarını değiştirmeye çalışıyorsa ( yapıcı eleştiriyi kast etmiyorum) , beğendiğin şeyleri saçma buluyorsa ve bu yüzden sen de sürekli olmadığın biri gibi davranıyorsan - yani kendin olamıyorsan-  bu ilişki uzun vadede mutluluk getirmeyecektir. Eninde sonunda “yeter” diyeceğin an olur, daha da kötüsü o an hiç olmaz ve hayatının sonuna kadar kendi bedeninde olmadığın biri gibi davranmak için tutsak kalırsın. Benden söylemesi.



  • Seni dinlemiyorsa
Sürekli onun anlatıcakları varsa, sürekli onun derdi varsa sürekli onun hayatı önemliyse, ama tam sen bir şeyden dert yanarken, hatta başına gelen güzel bir şey anlatmak isterken bir anda bunları dinlemeye vakti yoksa. İlişki demek paylaşmak demek, paylaşmayacaksanız ne anlamı var ki?




Aslına bu listeye daha o kadar çok şey eklenebilir ki, ve fark ettiyseniz çoğu da karşıdaki kişinin kendini fazla önemsemesinden kaynaklanıyor, güzel bir ilişki yürütmenin altın kuralı karşılıklı anlayış, sevgi, fedakarlık... Sanırım bu listeye eklenebilinecek o kadar çok şey var ki. Sizin aklınıza gelen neler var? Ekleyin yorumlara, herkes faydalansın. Belki sayemizde ilişkisi kötüye gidenler artık ilişkilerini gözden geçirmelerini fark ederler.

Ha bu arada sırf ben böyle yazdım diye gidip kalkıp ayrılmayın hemen, alın karşınıza konuşun açık açık. Şöyle böyle olmaz artık birbiriimize değer verdiğimizi hissettirelim, işte sen beni dinlemiyon beni dinle buna ihtiyacım var diyin, ya da ben böyleyim beni böyle sev diyin. Ha baktınız olmuyor. Karar sizin. Ama mesuliyet de alamam şimdi ne yaparsanız yapın, uyarması benden :D

Keninize değer verin!

Konserlerde karşılaşmamız olası tipler




Dün arkadaşlarımla “mor ve ötesi” konserine gittik. Konser alanı yurduma 3 dk yürüyüş mesafesinde olunca 9 da bile çıksan yer buluyorsun. Aslında sıkıntı yer bulmakta da değil de... Sıkıntı benim 1.60 boyunda ortalama bir Türk kızı olmamda. Ve konserdeki geri kalanların da 1.60 boyundaki Türk kızının konseri rahatca izleyememesine neden olan 6 insan tipi olması

1- En başta sözüm sana,kıvırcık ve  kabarık saçlı kız. Zaten saçın kabarık, belli daha da kabartmışsın. Tamam kabartmışsın da, o kadar kabartmışsın ki önümü göremiyorum. Boyun da zaten uzun. Saçın da konser boyunca ağzıma girdi. Neden? Neden Saçını o kadar kabartırsın?

2- Sonra sözüm kime biliyor musunuz? Kabarık saçlı kızın yanındaki saçını kocaman topuz yapan kıza. Canım, cicim, şekerim? Tamam çok güzel olmuş çok yakışmış da. Yani zaten boyun 1.70 bir de topuz yapmışsın 10 cm. Sadece ben değil, hiç kimse bir şey göremedi, duydum ki arkandaki fotoğraf çekmeye çalışanlar topuzunu Mor ve Ötesinin solisti sanıp onu çekmiş.

3- Peki ya profesyonel fotoğraf makinesiye önüme geçip saatlerce grubun fotoğrafını çekip duran bay kendini çok havalı sanan fotoğraf makineli çocuk? Ne yapacaksın ya o kadar fotoğrafı? Ne yapacaksın, hadi arada çek, farklı şarkılarda çek, ama sürekli neden çekiyorsun?  Gerçi önümdeki kıvırcık saçlı ve topuzlu kızdan göremeyince konseri makinenden takip ettiğim de doğrudur ya neyse.

4- Uyarma sırası da sigara içenlerde. Biliyorum canınız iistiyor keyifli geliyor seviyorsunuz ama neredeyse saçımı başımı ceketimi çantamı yakıyordunuz. Benim elimi kaldırıp mesaj atmaya alanım yoktu sen orda sigara yakıp içmeye çalışıyorsun. Sadece içmekle kalsa, dumanını üstüme üstüme üfllüyorsun. Sevgili sigara içenler, lütfen dikkatli olalım 2 saat içmeyin ya da insanlardan uzakkaşıp için, olmadı nikotin bandı kullanın kardeşim. Ama konserde başkalarını rahatsız ediyor olabilirsiniz.

5- Peki ya bir insan boyutunda çantasıyla takılan kız. Kızım ne o çanta? Konsere öyle çantayla mı gelinir. Ufak bir çanta tak geç cüzdan telefon, hadi fotoğraf makinen varsa onu da al ama içinde insan cesedinin olabileceği büyüklükteki çantayı takma. Takıyorsan eğer aralardan geçerken o büyük çantanın olduğunu hatırla ve insanlara takılıp onları sürükleyebileceğini unutma. O çantayla dans da etme, orama burama çarpıyor sonra zaten sığamıyoruz bir de getirmişsin çantayı...

6- Son Sözüm de sana, sevgili uzun boylu olduğu halde topuklu ayakkabı giyen kız. Maşallah çok güzelsin hoşsun uzunsun... Ama dediğim gibi bu ülkelede kızların boy ortalaması 1.60 sa erkeklerinki de 1.70 1.75 falan yani. Hem boyuna uygun sevgili bulmakta zorlanırsın, hem de konserde bizim görebilmemize engel olursun. Bu önemli Sır’ı asla unutma sevgili uzun boylu olduğu halde topuklu ayakkabı giyen kız. 


Sizin de varmı eklemek istediğiniz varsa yorumlara yazabilirsiniz :) Unutmayın ki bunlar sadece mizah amaçlı yazılar kimse alınmasın :)