Buz kalıbındaki güzellik

Merhaba arkadaşlar, bu aralar işlerimden dolayı sürekli bilgisayar başında oturmak zorundayım . Ve oturdukça çay kahve içiyorum. Ben de çay içeceğime arada yeşil çay içeyim dedim. Sonra da gözlerim yorulmaya başlamıştı, ben de soğumuş yeşil çay poşetini gözlerimde gezdirdim ve bunu bir kaç defa yaptıktan sonra göz altlarımın ve cildimin (evet yüzüme de sürdüm) canlandığını fark ettim. Sonra oturdum bunu nasıl genişletebilirm dedim ve voilà yeşil çayı donurdum, sonra da buz kalıbında donduracak bir kaç şey buldum size J Merak ediyormusunuz? Hadi bakalım.







1-      Doğal makyaj bazına ne dersiniz?
Eğer zamanınız varsa buzu kağıt havluya sarın ve yüzünüzde bir süre gezdirin, yüzünüzde kan dolaşımı hızlanacak ve cildiniz ışıl ışıl olcak, ayrıca başka bir yerde okuduğuma göre bu yöntemin gözenekleri küçülttüğü ve makyajın daha kalıcığı olduğu söyleniyor.

2-      Cımbız işi çok acıtıyor ya!
Bildiğiniz suyu buz kalıbına dökün ve dondurun, cımbız kullanmadan önce yüzünüzün cımbız kullanacaığınız yerlere bir kaç dakika buzu gezdirin, bir süre sonra orası uyuşacaktır ve cımbızla alma operasyonunuz daha ağrısız geçecektir .


3-      Gül suyu’nu dondurun!
Gül suyu benim herhalde 2 – 3 yıldır kullandığım favori toniğim ( Isparta’da yaşamak bunu gerektirir). İnternetteki güzellik blogger’ları gözenekleri küçülttüğü konusunda fikir ayrılıkları yaşasa da, ben Evet gözenekleri küçültüyor! Diyenlerdenim. Bu konu ile ilgili tecrübelerimi daha sonra paylaşacağım. Makyajınızı temizledikten sonra dondurulmuş gül suyunu yüzümüze masajla uyguluyoruz, cildiniz sıkılaşır, tazelenir ve yumşar. Normal dondurulmuş suyuya benzese de, aslında o gülsuyu J


4-      Göz çevresi için yeşil çay!
Az önce bahsettiğim, göz altı morluklarına yeşil çay poşeti sürüyordum ya hani, işte o yeşil çayı dondurup biraz gözümün altında gezdiriyorum ( göz altı hassas olduğu için 2 dkyı geçirmiyorum bunu) sonra gerisini de cildime masajla uyguluyorum öyle eriyene kadar. Aman dikkat edin de başınızın altına bir havlu serin Tv izlerken yapacaksanız. Sonra akıyor o leke falan kalıyor anneniz kızabiliyor.

5-       Göz altı şişliği için buz
Eğer göz altınız pufidik pufidik oluyorsa, makyaj yapmadan önce yine buz’u göz altınızda biraz gezdirin şişliğiniz biraz inecektir.

6-      Akne ağrısına buz
İltihaplı akneler çok ağrılı olur, hele ki ilk oluşmaya başladığı zaman. Ben uzun süre akne ile savaş vermiş bir insan olarak sizi anlıyorum ve yeni çıkan sivilcelere buz uygulamak iltihabı biraz köreltir haliyle ağrısını da biraz azaltır.

Bunlar benim en sevdiğim yöntemler, ama maden suyundan sevdiğiniz toniğe kadar, limonlu sudan elmalı sirkeli suya kadar istediğiniz her şeyi dondurup kullanabilirsiniz. Toniiğiniz daha etkili olacak, buzun şok etkisi cildinizin kan dolaşımını hızlandırarak canlandırır. Ayrıca başkaların tecrübelerine göre  kırışıklıları açtığı ve uzun süreli kullanımdan sonra yok ettiği söyleniyor. Tabi henüz o tarz bir deneyimim yok ama bana da mantıklı geldi J
Umarım bu yazım size faydalı olmuştur. Sizin var mı böyle deneyimleriniz?


Xoxo
Sevgilerle Aylin

#Followme to the wedding of MuradOsman and Yourleo!

#followmeto the wedding of MuradOsman and Yourleo

Sanırım uzun zamandır gıpta ile takip ettiğim Murad Osman ve Yourleo'yu bilmeyeniniz kalmamıştır. Follow me to projesi ile dünyayı gezerken aynı konseptli resimlerine bakarken ağzım açık kalıyor ve "Allahımmmm ben de istiyorummmmmmm!" diye diye karıştırıyorum instagram hesaplarını. Ama şu güzelliklere baksanıza? Gerçekten çok başarılı, hem çok yaratıcı hem de daha önce yapılmamış bir şey. Haliyle bir kaç tane çakması da çıktı hemen, ama taklitler aslını yaşatır. 

Peki ya bilmeyenlere birkaç resim göstereyim mi? Hadi bakalım hep beraber bakalım :) 

Ve bunun gibi bir çok şehirde bir çok ülkede o kadar güzel mekanları ve anları yakalamış ki fotoğrafçı Murad Osman. Ayrıca sevgilisi ( ya da artık eşi) Natalia Zakharova zaten fiziğiyle olsun yüzüyle olsun zaten çok güzel bir kadın. Yani ne desem acaba? İnstagramda @muradosmann 'ı ve @yourleo'yu takip ederseniz görürsünüz zaten :)

Peki bu insanlar hiç Türkiyeye gelmemiş mi? Tabii ki gelmiş, bunlar da istanbulda'ki çekimden bir kaç resim :)


Şimdi gelelim asıl olaya. Murad Osman ve Ortalama iki yıldır takip ettiği kız evlenmişler! Ya ve evlenirken bile #followmeto resmi çekmeyi ihmal etmemişler :) Zaten anladığım kadarıyla evlilik teklifini bile o şekilde yapmış murad. O ilk resme bakarsanız anlarsınız zaten. Bu insanları ilk keşfettiğimde aklıma takılan ilk soru "acaba sevgililer mi?" . Ve artık sanırım hepimiz cevabını öğrendik. Sevgililermiş ve evlendiler. 

Ya bence bu çok güzel bir fikir, Allahım mutluluklarını daim etsin, ama sevdiğinle ülke ülke gezmek ve her ülkede böyle bir hatıra fotoğrafının olması çok harika bir şey.





Siz ne düşünüyorsunuz? Rüya gibi değil mi? En beğendiğiniz resim hangisi? 





Resimler buradan alıntıdır.

Kedi kediye benzemez

Dün gece tuhaf bir rüya gördüm. Oğluşum minnoş'un 3 tane yavrusu olmuştu. Sabah uyanınca anlattım ablama bu rüyamı ve gülerek "minnoş erkek, nasıl yavrusu olsun?" dedi. haklıydı.



Akşam ablam eve dönerken beni aradı ve misafir getiriyorum dedi. Bir de ne göreyim, yavru kedi bulmuş gelmiş. Şu anda kucağımda ufacık bir yavru kedi ile yazıyorum size. O kadar uysal, o kadar tatlı ki. Çok tipsiz ama kendisini sevdirmeyi gerçekten biliyor. Durduk yere ablam eve kedi getirmedi tabii ki. Dershanesinin teras katında otururken çok sesli bir kedi miyavlaması duymuşlar. Bu kadar nede ağlıyor bu kedicik diye aşağı inmiş arkadaşlarıyla.bir de görsün? Arabadan gelen bir miysvlama sesi. Arabadan nasıl gelsin? altında yok üstünde yok kedi medi. Bildiğin motorundan geliyor ses. Neyse ki arabanın sahibi dershane hocalarından biriymiş de korkmadan motora sıkışmış kediyi çıkarmışlar. ama o da ufacıkmış, beklemişler hiç bir yerde anne yok. Ablam da aldı geldi eve belki sahip buluruz diye. veterinere gitti kontrol ettirdi, sonra evde bi güzel zeytinyağlı sabun ile yıkadık. Bizim minnoş ise hayatında kendisinden başka kedi mi gördü. Korktu ürktü ufacık kediden. küçük kedi hemen alıştı başladı mırıldanmaya da, minnoşumuz depresyona girdi, ne mama görüyor gözü ne de en sevdiği ipi.





daha 1 sene oldu minnoşumuzu sahipleneli, ama dün gibi hatırlıyorum yavruluğunu, çok ürkek, her sesten korkan , insanlardan korkan, miyavlayamayan minnacık bir bebek kediciğiydi. Bu kedicik öyle mi ? Yıkadıktan sonra biraz ürktü, sonra başladı mırrlamaya. hemen oyunlar oynadı hemen sınraştı tatlı tatlı. Minnoşum hiç hoşlanmadı tabi bu durumdan, biz de başladık sahip aramaya.

Ama sahip bulasıya kadar minnoşum neler neler yaşadı. Ufak beyaz tüylü bir şey evde dolaşıyor. Gidiyor minnoşumun oyuncak faresiyle oynuyor. Gidiyor minnoşumun tırmıklama tahtasını tırmıklıyor. Gidiyor minnoşumun yattığı yere yatıyor olmaz ki. Hatta bir ara minnoşuma verdiğim salamı minnoşun önünden kaptı kaçtı. Ah ah bunu yapmasaydı belki kediciğim onu biraz daha severdi, ama bence bu salam olayı her şeyi bitirdi.

Küçücük kedideki bu deli cesarete de hayran kaldım. Hiç tanımadığı bir yerde tanımadığı bir kedi ve iki insan var, ama sanki evin kedisi oymuş da, minnoş başka kediymiş gibi davranıyor. Sürekli minnoşu görmezden geliyor ve minnoş da o kadar şaşkın ki onunla oynayıp oynayamayacağını bile bilemedi.

Bunları yazarken yarısını iki saat önce yazmıştım yarısını şimdi yazıyorum, az önce ablam kediyi yeni sahibine verdi ( Evet hemncicik bir sahip bulduk :) ). Minnoşum uyuyordu o sırada, uyandı ve keyifsiz keyifsiz evde dolaşmaya başladı sonra kedinin evde olmadığını fark edince bi canlandı. Hemen sırnaşmaya mırlamaya başladı. Bi ara sanki kucağımda bir kedi varmış gibi davrandım, hemen koştu baktı kedi medi yok mutlulukla mırlamaya devam etti .

neyse burdan bi sonuca bağlayayım. Kediler birbirine benzemiyor hepsinin ayrı karakteri var işte.  Bazısı o küçük beyaz kedicik gibi rahat oluyor hemen her ortama alışıyor, bazısı da minnoşum gibi hem çekingen oluyor hem de haklı olarak sahibini kıskanıyor. Ama gerçektn şu ufak kediyi gördükten sonra ve minnoşun yavruluğu ile kıyaslayınca iyi ki minnoşumuza sahiplennmişiz dedim. Minicik yavru kediden bile korkuyor, sokakta çok zor hayatta kalırdı gibi geliyor bana.

Neyse bakalım benden bu kadar :)

Lucia Puenzo – Balık Çocuk – Kitap Yorumu

Lucia Puenzo – Balık Çocuk – Kitap Yorumu

İki genç kızın aşkını bir köpeğin gözünden anlatan eğlenceli tatlı bir çocuk kitabı sandığım bu kitap aslında anlamak için yoğunlaşıp okunması gereken, ve açıkcası içerisindeki bazı cinselliğe değinen bölümlerinden dolayı, dış görünüşüne aldanıp  çocuklarınıza almamanız gereken bir kitap olduğunu belirtmeliyim. Eğer alışmış olduğumuz sıradan aşk kitaplarını aşıp farklı bir kitap tecrübesi edinmek istiyorsanız okunabilir bir kitap. Ama şunu belirtmem lazım ki bu kitabı okuyacaksanız kendinizi, ön yargılarınızı, hatta bazen kalıplaşmış , toplumumuzun bize aşıladığı bazı kültürel değerleri bir kenara atıp okumalısınız. Çünkü insan kendi dünyasının penceresinden okuduğunda itici gelebilir. Ama eğer bambaşka bir dünyanın, bambaşka bir sosyal sınıf çatışmasını merak ediyorsanız, biraz da kurguya ilgi duyuyorsanız, azıcık da polisiye olsun istiyorsanız. Okumanızı tavsiye edebileceğim bir kitap.
Ama, aması var işte. Sanırım benim tarzım değil. Yani kapağını kapattığımda vay be! Demedim. Sadece şaşırdım ilginç buldum. Değişik, belki de kendimden bir şey bulamadığımdan. Ya da ön yargılı bir insanmıyım ne? Bir de anlayamadığım şeyler vardı, karmaşık da değil dili ama insanı yinede bazen ikinci kez okutturan bir uslup. Belki de masumane “küçük prens” tarzı çocuk kitabı olup yetişkinlere hitap eden tarz  beklentisiyle okuduğumdan tam tad alamadım. Bir de filmi, yani hiç bilmeyen biri filmi izlediğinde pek de bir şey anlamaz bence. Tuhaf, sonu biraz heyecanlı onun dışında çok monoton bir havası vardı okurken de izlerken de.

Yinede dediğim gibi, değişik bir tad arıyorsanız okuyabilirsiniz J
Kitap hakkında (kitabı okumak isteyenler bundan sonrasını okumasın bence spoiler içerir )
Lala üst tabakadan bir ailenin kızıdır, Babası ünlü bir yazar, tanındık bi insan, erkek kardeşi Pep uyuşturucu bağımlısı bir çocuk ve Annesi Sasha da dünyayı dolaşan, ama aslında sevgilisi olan tiki bir kadındır. Guayi ise, Lala’nın ailesinin evinde hizmetciolan Paraguaylı bir kızdır. Alımlı ve erkeklerin dikkatini çeken birisi, zamanla Lala ile yakınlaşıp aşık oluyorlar. Ve Lalanın evindeki pahalı tabloları ve mobilyaları satıp , Guayinin memleketinde göl kenarında bir ev yaptırmak için para biriktiriyorlar. Lala’nın babası, Guayi’ye aileden biriymiş gibi hissettirip ona şarkılar söyletiyor ve güzelleştiğine dair iltifatlar ediyor. Bir gün Lala okuldan döndüğünde bir şeylerin iyi gitmediğini hissediyor ve daha sonra babasının Guayi’ e cinsel istismarlara maaruz bıraktığını fark ediyor. Kafası atıp babasının sütüne ilaç atıyor öldürmek için. Sonra Paraguay’a kaçıyor. Ama o sırada polisler Guayi’yi cinayetle suçlayıp hapse tıkıyorlar. Lala da paraguayda takılıp Guayi ile hayalini kurdukları göl evini yaptırmaya başlıyor derken guayi için memlekete geri dönmesi gerektiğini anlıyor .
Ve birkaç sayfa sonra romanın havası birden değişiyor. Polisiyeyimsi bir tarza bürünüyor. Lala saçını kazıttıktan sonra birdenbire kendinizi bir kurtarma operasyonunda buluyorsunuz. Meğerse hapishaneden birkaç kız çıkarıp fuhuş yaptırıyorlarmış ve sonra bu kızları geri götürüyorlarmış. Bunu öğrenen lala, guayinin de o kızların arasında olduğunu öğrenip ona kurtarma operasyonu düzenlemeye  kalkıyor. Bir kaç silahlı çatışma, köpekler havada uçuşuyor falan. Sonra bunlar kitabın sonunda otobüste yorgun yıpranmış ve yaralı kaçıyor. Araç sınıra yaklaşıyor ve mutlu son.
Hani var ya savaş filmlerinde çılgınlar gibi savaşıyorlar ama sonra savaş bitiyor, güneş doğuyor sağ kalanlar yorgun yıpranmış ve içleri çökmüş bir şekilde bakıyorlar , ama sonra hala umutları var ve her şey bitmiş oluyor. İşte sanırım öyle bir sahneydi.

Gelelim kitabın ismine, paraguayda gölde yaşayan bir çocuğun efsanesinden geliyor... Ama bizim kızlarla ne ilgisi mi var? Onu da siz okuyun J



Not: Ben öyle profesyonel kitap eleştirmeni falan değilim, yani sadece kendi fikrimi paylaşmak istiyorum eğer bu kitabı merak eden varsa diye . Belirtmek istedim sadece. 

Evleniyoruz!




Havaların ısınmasının en büyük etkisi bir anda düğünlerin çoğalması. Bu eskiden hiç dikkat etmediğim bir olayken, şimdi açıyorum sosyal ağlarından herhangi birini hemen gözüme etkinlik sokuyorlar , mesela  “ x ve y evlenyior!” etkinliğine davet ediliyorum. Vay be “ x “ de mi evleniyor, "iyi de o daha üniversiteden mezun olmadı"? Diye kendi kendime sorarken bi bakıyorum “ z “ de geçen yıl mezun olmuştu dün evlenmiş şimdi balayında. Sonra bir de ne göreyim “w” nun çoktan çocuğu olmuş ikinciye hamileymiş! “Ulan...” diyorum kendi kendime. Eğer bir gün benimle yüz yüze sohbet etme fırsatı bulursanız nasıl bir ses tonuyla dediğimi duyarsınız. Ama sadece “ulan” diyebiliyorum işte Tamamlamıyorum cümlemi,  Çünkü ne ile tamamlayabileceğimi bilemiyorum. Ne güzel evleniyor millet falan ama olan da bana oluyor hani. Memlekete dönmeye 1 ay kaldı, sonra başlayacak  annem beni tanımadığım garip gurup insanların düğünlerine götürmeye. “Anne saçmalama.” Desem de annem o “ benim iki kızım varken düğüne tek başına mı gideceğim?” bakışıyla bakacak bana, ben de karşı koyamayacağım o anne telepatik çekim gücüne ve gideceğim hiç bir zaman klimaları çalışmayan düğün salonlarından birine, oturacağım kibar kibarcık telefonumla oyun oynayacağım kameraman oturan misafirleri çekerken telefonu bırakıp kameranın farkında değilmiş ve düğünden çok zevk alıyormuş gibi gelin ve damada bakacağım.  

Ben böyle oturup etrafa bakınırken telefonumla vakit geçirirken ve yaşlı teyzeler bana bir şey anlatırken anlıyormuş gibi yapıp aslında anlamıyorken, nasıl yaptığını bilmediğim ama her düğünde bulunan bi kadın olan Şenay abla bir anda yanıma ışınlanır, ama nasıl yapıyor, gözümü kapatıp açıyorum bir de bakıyorum şenay karşımda, ve beni zorla oyuna kaldırır, (ama gerçekten zorla !) ben de hayır diyemeyen o garip insanlardan olduğumdan kendimi şenay ve kankalarıyla pistte bulurum. Sonra şenay poposunu kıvırtıp ellerini sallayıp bana “ayhayhayha kız sen kıvırtamıyon mu?” der. Bende “hıı sevmiyom ben.” Derim. Sonra üzerinden zaman geçer ve şenay bu sefer anneme dönerek “ ay bu kız hiç kıvırtamıyor ahahahah.” Der ve kahkaha atar. Ve ben sevimsiz bir surat ifadesiyle ona bakarım, o da “ay kız şaka yapıyom ahahaha.” Der. Ama bu tatlı şakayı her düğünde en az 4 kere yapıyor sanırım. Alıcaksın o postijlerinden tutup duvardan duvara vuracaksın. Düğünlerden soğuttu kadın beni, bir gün kendi düğünüm olursa yanıma gelip “ay kız oynayamıyon mu ahahaha.” Diyecek diye endişeleniyorum.

Yinede şenay gibi zorluklar dışında çok zorluk çekmiyorum çok şükür. Ablam sayesinde kimse beni dürtüp “ sıra sana geliyor” espirileri yapmıyor. Bir de onu çekemezdim yani, gerçi ablam var diye oğlu olan teyzeler beni yok sayıyor. Ablamın mezun benimse hala okuduğumu duyunca hemen popolarını bana dönüp ablama “ benim de oğlum var polis hihihi.” Diyorlar. Ama bu da artık benim sorunum değil

Kedi beslemeye karar vermeden önce bilmeniz gerekenler







1-      Asla ortalıkta eşyalarınızı bırakmayın. Kediler  ruj, rimmel, parlatıcı ve bir sürü para harcayarak aldığınız makyaj ürünlerinizle oynama bayılırlar. Eee ne de olsa sahiplerinin zevklerine güvenirler.

   2-Instagrama harika nail-art’larınızla resim koymayı unutun. Bazen oyun oynarken yanlışlıkla cırmaklar, bazen patisi kayar cırmaklar, bazen size sinir oldukları için cırmaklarlar... Ama sonuç olarak cırmaklarlar , ellerinizin farklı farklı bölgelerinde cırmak izlerinin olabileceğini aklınızda tutun. Ne de olsa kediciklerin doğasında var bu. Bazı kişiler bunu önlemek için kedilerin tırnaklarını veterinere çıkarttırıyorlar. Eğer bunu yapıyorsanız sakın kendinize hayvan sever demeyin, kedi köpek falan beslemeyin!

3-      Kedi kedidir, yani isterse van kedisi olsun, isterse sokakta bulduğunuz tekir kedi olsun. Hepsi oynamayı sever, meraklıdır, bazen tembellik yapıp uyur... Yani illa cins kedi sahibi olmak zorunda değilsiniz, barınaklarda da bir sürü tatlı kedicik var. Eğer pet shop’tan alacaksanız da oradaki yavrularını ne şartlarda büyüttüklerine, ne şartlarda hayata geldiklerine bakın. İnsan dışı yöntemlerle kedi-köpek çoğaltan çiftliklerden mi geliyor yoksa gayet uygun düzgün bir işletme mi araştırın. Hayvanları eziyet ederek hayvan severlere ulaştıranlara daha fazla fırsat vermeyin.

4-      Kıyafetlerinizi ortalıkta bırakmayın, özellikle bunlar siyahsa. Büyük bir ihtimalle kediniz üzerine yatar, oynar , tüylerini size hatıra bırakır gider. En iyisi siz bu yapışkanlı tüy alma rulolarından alın, o an yoksa koli bandı da işinizi görür kıyafetinize yapıştırın çekin .

5-      Kediler atlamayı sever, evinizin dolaplarına, masalarınıza, sandayelerinize , yüksek olan neresi varsa her yere atlamaya çalışırlar. Yukarılara kırılacak çok fazla şey koymamaya özen gösterin, çünkü kırılırlar.



6-      Demiştik ya tırmalamayı severler diye. Bazen televizyon izlerken koltuğun arkasında hart hurt tırmalama sesi duyarsınız, bazen gözünüze baka baka halınızın üzerini tırmalararlar, yastıklarınızı, perdelerinizi, yani hep tırmalarlar. Bu onların hem stres atma biçimi hem de duygularını ifade etme biçimidir. En iyisi siz kedinize bir tırmalama tahtası alın, hatta kendiniz de yapabilirsiniz ve kedinizi tırmalama konusunda güzelce eğitin. Ama unutmayın ki kedilerin tırmalamaya ihtiyacı var o yüzden gerçekten ihmal etmeyin tırmalama tahtasını.




7-      Aşıları asla asla ihmal etmeyin, sadece kedinizin sağlığı için değil, sizin sağlığınız için de önemlidir. Kuduz aşısı, kist aşısı ( iç parazit) gibi gibi. Mesela bu iç parazit’in bulaştığı kıl aslında kadınlarda kist yapıyor. Kediniz aşılı olduğunda bu riski ortadan kaldırırsınız. Yani Veterinerinize danışın o size çok güzel açıklar.

8-      Kediler öyle sürekli oyuncak gibi yanınızda dolaştırıp kucağınızda seveceğiniz varlıklar değil. Özgür iradeleri vardır ve canları isteyince ya da sizi özleyince gelir sevdirirler, canları istemeyince de kafalarına göre takılmak isterler. Sessiz sakin kalmayı sever, camdan bakıp dışarıyı seyretmek ister ya da kendi kendine oyun oynamak iste. Yani öyle sürekli kucakta mıncıklayabilmek gibi planlarınız varsa, kedinizin çok bağımsız karakterinin deolabileceğini unutmayın. Eğer kesin olarak uysal ve mayışık bir kedi istiyorsanız barınaklarda yetişkin kediler var, karakterleri oturmuş ve belki de tam istediğiniz karaktere sahip kediler bulabilirsiniz.

9-      Kediler ortalamak 20 yıl yaşarlar, eğer minik arkadaşınıza iyi bakarsanız hayatınıza uzun süre eşlik edebilirler , başka bir deyişle, sıkılacaksanız almayın kedi mediçünkü evlerine çok bağlılar ve terk edildiklerinde onlar da köpekler gibi depresyona girerler. Hele bir de sokağa terk ederseniz zaten açlıktan ölürler bir süre sonra.

10-   Bir de az önce dediğim gibi evlerine çok bağlılar. Öyle sürekli taşıma çantasında orda burda gezmektense, evlerinde rahat rahat kalmayı tercih ederler. Eğer mümkünse siz bir kaç günlüğüne bir yerlere gittiğinizde anahtarınızı güvendiğiniz komşularınıza verin ve arada kedinize bakmalarını rica edin.

Kedilerle yaşamak çok zevkli bir şey, bazen oluyor kavga ediyoruz ciddi ciddi. Bazen sadece kedimi izlerken kahkalarıma engel olamıyorum çünkü o merakları hep onlara komik şeyler yaptırıyor. Bazen kedimi sıkıyorum ve benden kaçmak için yer arıyor, ama en güzel evde olamadığım zamanlar eve döndüğümde bana sırnaşıp hoşgeldin demesi... Hayvanlar oyuncak değildir, lütfen bilinçsizce evcil hayvan beslemeyin. Öğrenin araştırın kıl’a tüy’e tahamülünüz yoksa, kedi tuvaleti temizlemekten tiksinecekseniz, kırılan-yırtılan eşyalarla uğraşamayacaksanız ve kalkıp kedinize kızıp duracaksanız ikinize de hayat işkence olur.Tabii ki tüm kediler yırtar, tırmalar, yıkık döker demiyorum ama olabiliyor bunlar da.
Umarım bu yazımı sevmişsinizdir, sizin de düşüncelerinizi çok merak ediyorum J

Bioderma Photoderm AKN Mat spf 30~ Solait spf 50 Face fluid




Bu yıl sivilce tedavisine başladığımda doktorum bana mutlaka güneş kremi sürmem gerektiğini söylemişti. Ben de herkes bu kadar vurguluyor bu güneş kremini, aca neden derken araştırmalarımı yaptım ve gerçekten güneş kremsiz dışarıya çıkılmaması gerektiğine karar verdim. 2 ay Bioderma AKN MAT spf 30 kullandım ve gerçekten çok menun kaldım.Yüzümde parlama yapmamasını, üzerine makyaj yapabiliyor olmam, sivilceye neden olmaması beni çok mutlu etti ( daha önce bende akne'ye neden olan güneş kremimden sonra...)  Bu güneş kremin tek sıkıntısı fiyatı, öğrenci bütçesini aşıyor olması. Sürerken bitecek diye gıdım gıdım sürüyordum bitmesin diye, derken bir gün Watsons Mağazasında bir indirim keşfettim, Solait Anti-Ageing Face Fluid spf 50. 13.99 olunca da neden denemim ki dedim, kötü çıkarsa da insan verdiği paraya çok üzülmez, anneme falan veririm dedim içimde. Sonra bu kremi de 1 ay kullandıktan sonra kötü olmadığını fark ettim, yapış yapış bir his, pasparlak bembeyaz bir yüz bırakmadı, gerçekten de matlık sağladı . Açıkcası beklememiştim bunu. Sonra dedim ki sizinle paylaşmasam olmaz :)

Kendim internette Solait hakkında yazı bulamayınca bunu da yazayım da faydası dokunsun istedim. Size bir tablo hazırladım, o tabloyu incelemenizi öneririm.




Bioderma AKN Mat spf 30
Solait Anti-Ageing Face       Fluid spf 50





SPF
30 SPF
50 SPF

Sivilce yaptı mı?
Hayır
Hayır

Yüzde Parlama?
Hayır
Çok az

Beyaz iz?
Beyazlık kalabiliyor
Beyazlık kalabiliyor

Komedojenik mi?
Komedojenik Değil
Komedojenik Değil





Suya dayanıklı mı?
Evet
Evet

Hayvan Deneyleri ?
Evet
Hayır

Fiyat
55-70 TL arası
13-18 TL arası

İçerk
40 ml
50 ml

Raf ömrü
9 ay
12 ay







Bana kalırsa Solait'in güneş kremi, biodermanınkinden bi tık aşaığda kalıyor . Ama eğer güneş kremine ayıracak fazla bütçeniz yoksa sevebileceğiniz bir ürün, hayvan deneyleri yapmıyor olması da benim için bir artı :)