Sosyopix Alışverişim



Uzun zamandır her yerde duyduğum, özellikle instagramda çok sık denk geldiğim bir fotoğraf baskı sayfasından bahsetmek istiyorum şimdi. Özellikle polaroid fotoğraf formatında resimlerimizi çıktı olarak elimize vermesi, kısacası "anılarımıza dokunmamıza" olanak sağlaması çoğu kişinin gönlünü fethetti. Evet başlıktan da anlaşıldığı gibi bugün Sosyopix Alışverişimden bahsetmek istiyorum.



Sosyopix size sosyal medya hesaplarınızdaki fotoğraflarınızı kare kart, polaroid kart, takvim kartları gibi farklı seçeneklerde fotoğraflarınızın baskısını yapıp bu sevimli turuncu kutu içerisinde size gönderme olanağı sağlıyor. İsterseniz internet sayfasından resimleri yükleyebilirsiniz ya da daha pratik olsun derseniz uygulamayı telefonunuza indirip telefondan işlemleri çabucak hal edebilirsiniz. Ben uygulamayı kullandım.

 

Kargom elime 4 - 5 günde ulaştı. Çıkarttırdığım fotoğraflar bu sevimli paketin içindeydi, ayrıca içinde çok sevimli buz dolabı maknetleri de vardı. (Fotoğraflarını çekmeyi unutmuşum :) )



Benim çıkarttırdığım fotoğraflar kare kartlardan. Sakın ha Pola kartlarla karıştırmayın. Pola kartlar Polaroid kameradan çekilmiş gibi görünenler. Kare kartlar da adı üstünde kare şeklindeki fotoğraflar.

Açıkcası Fotoğrafların yapısı, çözünürlüğü sizin gönderdiğiniz fotoğraflara da biraz bağlı. Daha kalitesiz bir kamera ile çekildiğinde haliyle fotoğrafların da çözünürlüğü düşük duruyor. Ayrıca fotoğrafların basıldığı kartları ben bir tık daha kaliteli hayal etmiştim. Kötü değiller kesinlikle, mat ve güzeller. Ama yinede bir tık daha kaliteli olabilirdi bence.

Buradan Sosyopix kurucularına söylemek istediğim bir şey daha var :) İsterdim ki instagramdan direkt arkadaşımın fotoğraflarını seçebilieyim. Kendi instagram fotoğraflarımızı seçebiliyoruz evet, ama malesef arkadaşımıza bir hediye yapmak istediğimizde onun resimlerini seçmek için şifreye ihtiyaç duyuyor. Bunun bir yolu var mıdır acaba umarım bu konuya çözüm getirirler.

Siz nasıl buldunuz Sosyopix alışverişimi. Sosyopixten hiç fotoğraf baskısı yaptırdınız mı? Sizin yorumlarınızı merak ediyorum.

Alex Lewisin Sıra Dışı Hayatı

Tam da şu sıralar hayatım istediğim gibi gitmiyor diye dert yanıyordum herkese. Üniversiteden mezun olalı daha 5 ay olmuştu, kpssye girmek, atanmaya çalışmak, iş aramak beni (kendimce) çok yıpratmıştı. Yüksek lisansa başlamıştım ve alanım beni zorluyordum. Ne yüksek lisanstan istediğim verimi alabiliyordum ne de tamamen kendimi çalıştığım işe veriyordum. Hava her zaman soğuk, bulutlar her zaman gri gibiydi.Hiç arkadaşımın olmadığı bir şehirde yapayalnız hissediyordum ve bir türlü alışamamıştım düzene. Eski rahat öğrenci yaşantımı özlüyordum, devletin güzel bir okuluna atanan arkadaşlarımın profillerini stalklayıp onların mutluluğuna gıpta ediyordum. Hatta tam da bu gün kendime depresif meyillerime dair teşhis koymuştum. Kısacası memnuniyetsizliğin nirvanasını yaşıyordum şu sıralar.



Okuldan çıkıp odama çekildiğime hepimizin yaptığı gibi facebook'u açıp değişik videoları izledim. derken şu belgesel fragmanına denk geldim:



İki yıl öncesine gayet sıradan bir hayatını olan Lewis ailesi, bir gece Alex'in soğuk algınlığına yakalandığını sanmasıyla hastaneye yatırılması ve aslında o sırada toksin şok sendromu yaşıyor olması ( yani bir tür bakterinin vücüda yayılması) sonucunda kolarını, bacaklarını ve yüzününün yarısını kaybetmiştir. Rorahatsızlığın ilk günlerinde doktorlar tarafından sadece %3 lük bir yaşama şansı verilmiştir. Fakat her şeye rağmen hayatta kalmaya başaran Alex'in bundan sonraki hayatı öncekinden oldukça farklı olmaya başlamıştır.


Bu belgeselde en üzüldüğüm bölümlerden biri, Alexin oğlunun, babasının kendisini öpmesine izin vermemesiydi. Sadece sarılmaya izni vardı babasının. "Only hugs, no kisses" diyordu oğlu . Bu benim içimi param parça etti.

Elimizi saçımızda gezdirmemiz, giyinebilmemiz bile bir nimet. Kendime o kadar kızıyorum ki, şu memnuniyetsizliğimize, sahip olduklarımıza değil de, sahip olmadıklarımıza odaklanmamıza kızıyorum. Şu anda parmaklarım klavyenin üzerindeki tuşlara basıyor. onları hissedebiliyorum. bu bile şükür sevinci.

Kendinize gelin ve sorgulayın, şükredin. "The Extraordinary Case of Alex Lewis" i mutlaka izlemelisiniz.  İzleyin ve ilham alın.

Bu arada yazımı bitirmeden önce şunu da belirtmek istiyorum, hangisinin beni daha çok etkilediğine karar veremiyorum resmen, Alex'in çabaları mı, yoksa karısının fedakarlığı mı? Belgeseli izleyeniniz varsa yorumlarınızı bekliyorum.



Yağmurlu bir cumartesi

Yağmurlu bir cumartesi akşamından merhaba. Son bahar geldiğini artık hissettiriyor. Ne yazın bunaltıcı sıcakları, ne de kışın hüzünlendiren soğuklarını seviyorum. Son baharı, son baharın ılık yağmurlarını, sarı ve turuncuya bürünen yapraklarını , şiirler okuyam rüzgarını seviyorum. Bu son baharı ilk kez eskişehirde geçireceğim.



Eskişehir de öyle bir şehir ki, Son Baharı geçirilebilinecek güzel bir seçenek. Porsuk çayından geçen gondollar, şehrin sokaklarından geçen tramvaylar, şehrin içinden geçen porsuk. Tam bir avrupa şehri havasında açıkcası.


Aslında bu fotoğrafları öylesine instagram hikayesine eklemek için çekmiştim. Ama bugün eskişehirde gittiğim bir mekanı o kadar çok beğendim ki, en iyisi blogda da paylaşayım dedim.

eskişehir passage ile ilgili görsel sonucu
Resim internetten alıntıdır 

Bugün yağmurda dolaşırken hem oturup sohbet edebileceğimiz aynı zamanda da yağmurun dinmesini bekleyeceğimiz güzel ve uygun fiyatlı bir yer aradık. Osmanlı kahvecisi var Passage cafenin yanında fiyatlarını ıspartadan biliyorum ama orada da oturma yerleri o kadar sıkışık ki, adeta yan masadakiler sizin sohbetinize katılıyor, siz arka masadakilerin sohbetinize dahil oluyorsunuz. O yüzden başka alternatiflere bakalım derken Waffle + Çay 13 lira yazan Passage cafeye girdik. Karnımız tok olduğundan bir waffle paylaşalım dedik. Garson o kadar ilgiliydi ki, bizi hiç uüraştırmadan Waffle'i ikiye bölmüş iki ayrı tabağa koyup getirmiş. Kimi kafeler müşterilere sadece TL işareti olarak görür ve eğer siparişiniz öyle ufak tefek bir şeyse garsonlar sizi hor görmeye başlar. Bugün ben Eskişehir Passage cafeden çok memnun kaldım.


Öylesine başka kampanyaların da fotoğrafını çekmiştim daha sonra gelirsek aklımızda olsun diye ( İtiraf ediyorum başka masalardaki kızlar Pizza yiyordu ve Pizzaları kocamandı limonata da çok güzel görünüyordu ben de unutmamak için çektim :) ) Ama genel olarak fiyatlar uygun ve parasının hakkını veriyor gibi duruyor.


Eğer yolunuz eskişehir'e düşecek olursa buradaki Passage Cafe'ye gelmenizi öneririm.


Webtoon nedir?


Webtoon nedir?
Çizgi romanlar türkiyede henüz fazla yaygın değiller.Haliyle Mangalar bile pek bilinmiyorken WEBTOON denen online çizgi romanlar da pek bilinmiyor. Webtoonlar özellikle Kore gibi asya ülkelerinde çok yaygın ve itiraf etmem gerekirse ben de "W" adlı bir kore dizisini izledikten sonra Webtoonlara merak saldım.

Webtoonların Manga veya çizgi romanlardan farkı telefondan, tabletten pcden okunabiliyor olması. Kağıt ve mürekkep sıkıntısı olmadığından çoğu webtoon ücretsiz ve Mangaların aksine renkli ( Renkli okumayı daha çok seviyorum çocukluğumdan beri ) Ayrıca Webtoon çizerleri isterlerse arka fona okuduğunuz bölüme uygun fon müziği ekliyor. Tüm bu özellikler birleşince bir de webtoonu çizen kişinin duyguları yansıtacak çizimler ve hikayeler ürettiğini görürsekWebtoonlar tadından yenmiyor.

Ben telefonuma "Line Webtoon" u indirdim. Birbirinden yetenekli karikatürist(mi desem ressam mı desem)in Eserlerini yayınlıyorlar. Haliyle Resim ve Karikatür ile ilgilenenler için farklı kişilerin farklı çizim tekniklerini görmek çizim ve karikatür cennetine düşmek anlamına geliyor. Webtoonları okudukca içimde bir çizme isteği uyanıyor desem yeri.

Benim okudğun Webtoonlar ingilizce, Ama Line Webtoon Uygulaması hayranlar tarafından ingilizceden Türkçeye çevrilmiş Webtoonlar sunuyor. Yani korkmayın Webtoon hazzını yaşamak için illa ki ingizce bilmenize gerek yok.

Not: Ben telefonumda uygulamasını kullanıyorum ama internet sayfası da varmış. Buradan ulaşabilirsiniz.

Bu Yazımda size kısaca Webtoon'un ne olduğundan bahsettim. Umarım Webtoon Nedir hakkında bir sorununuz kalmamıştır. Webtoon hakkında görüşlerinizi ve sorularınızı yoruma bırakabilirsinz.

Missha Makyaj Temizleme Yağı


Yazdan kalma bir yazı vardı belki hatırlarsınız,Missha'dan bir kaç ürün almıştım. Üstünden aylar geçti hala kullanıyorum ve sanırım artık yorumlama vakti geldi. O kadar zaman geçti ki bu resimleri de Eylül'de çekmiştim üstünden bir yıl geçti hatta üstüne kaç makyaj temizleyicisi bitti, çok uzun zaman geçtiğine göre Missha yüz yıkama yağı hakkında yeterince fikir sahibi olduğumu düşünüyorum.

Nasıl kullanılır?
Yağdan birkaç damla alıyorsunuz ve temizlenecek bölgeye masaj yaparcasına dairesel hareketlerle uyguluyorsunuz.





Uyguladıktan sonra yukarıdaki resimdeki gibi yüzünüzde o an bulunan makyaj malzemeleri birbirine karışacak ve bu iğrenç görüntü ortaya çıkacak. Her yeri makyaj temizleme yağı ile ovaladığınızdan emin olduktan sonra suyla yıkıyorsunuz, zaten köpükümsü bir kıvam alıyor bu yağ su ile temas edince.



Ben bileğimi yıkadım, çok ovalamadım ama siz de sonucu görün diye. Su waterproof rimel dışında her şeyi çıkardı. Gerçekten o konuda vaat ettiklerini yerine getiriyor.


Sevmediğim Yanları?
Missha Makyaj Temizleme Yağı göz ile temas ettiği an kör kalıyorsunuz! Haha tabii ki şaka, ama gözünüzü öyle yakıyor ki, bir süre gerçekten bulanık görebiliyorsunuz o yüzden bu ürünü kullandığınız sırada gözünüze kaçırmamaya dikkat edin.

Hayatımla ne yapacağım?

Mezun olalı iki ay geçti. Diplomayı (geçici mezuniyet belgesini) elime aldığım an sırtıma kocaman bir yük bindi. Hayat gerçekleri suratıma suratıma çarptı. Sorumluluklar ve toplum beklentileri ayağıma zincir vurdu ve bir anda uçma hayallerim suya düştü. Oysa öğrenciylen mezun olduğum an kanatlanıp güzel yönlere doğru uçacağımı sanıyordum. Ne kadar da toz pembe hayaller kurmuşum meğer.

Mezun oldum, üstüne darbe girişimi oldu ülke karıştı. Bununla birlikte çoktan girip kurtulmam gereken Kpss Öabt 1 ay ertelendi. Zaten çalışmaktan bıkmışım... Milli Eğitim Bakanı değişti artık 4 yıl sözleşmeli öğretmen olarak işe başlamamız gerektiği söylendi. 4 yıl sözleşmeli öğretmenlik ardından kadro. Kadroyu aldıktan sonra iki yıl daha atandığım yerde çakılı kalmam gerekiyor yani atandığım yerde 6 yıl kalma şartı geldi. Hemen evlenip çoluk çocuğa karışsam çocuğum babasını tanımayacak yani :) Tabi buralar işin moral bozucu yanı. Ülkemiz iyi olsun da bunlara hadi neyse dedim.

Kafamı karıştıran asıl mesele zaten "Hayatımla ne yapmam gerektiğini bilemiyor" oluşum. Sanırım ingilizce öğretimi beni mesleki olarak doyuma götürmeyecek. Yani tabi ki seviyorum mesleğimi ama nedense bir şey eksik gibi geliyor. Bir de geçen sene mezun olup atanan idealist arkadaşlarımın bir yıl içinde yıldızlarının sönüp karamsarlık abidelerine dönüştüklerini görünce...

Yüksek lisans başvurularında bulundum. Hatta dün Anadolu Üniversitesinde "Otizmde Uygulamalı Davranış Analizi" alanında yüksek lisans programına kayıt oldum. Aslında gönlümden geçen daha çok eğitim piskolojisi, gelişim piskolojisi, pdr ve ya sosyoloji gibi alanlar. Çocuk gelişimi ve piskoloji alanında daha önce çeviriler yapmıştık ve ilgimi gerçekten çektiğini düşünüyorum. Ama Özel Eğitim ve Otizm de ilgi alanıma giriyor. Sadece alan dışı olduğum için akademik olarak ilerleyebilme durumum ne olur acaba o tür endişeler de yaşamıyor değilim...

Her gece kafamda bu düşünceler ile boğuşurken sonradiyorum ki Allah... Allah eninde sonunda hakkımızda hayırlısını bizlere nasip edecektir.

İyi geceler sevgili okur

Güzel Günlere, Gerçek Mutlulıklara




Uzun zamandır para biriktiriyorum. Gelecekte yaşayabileceğim küçük mutluluklar için. Öyle çılgınlar gibi kendimden kısarak değil de, sadece bazı şeylerin farkına vararak elime geçen ufak tefek bozuk paraları bir kenara atarak biriktirdiğim minik bir kumbaram var. Kumbara dediğim eski bir turşu kavanozu olsa da her içine para attığımda daha bir mutlu oldum daha bir heyecanlandım.

Okula giderken dahi çayımı termos bardağıma koydum da gittim ufak tefek artan bozuk paralarımı biriktirebilmek için. Ve bunu yaptığım süreçte bir çok şeyin farkına vardım aslında.Mesela nasıl da müsrif olabildiğimizi anladım. Nasıl da beynimize sürekli bir şey satın almamız gerektiğine dair mesajların empoze edildiği, biz bir şeyleri satın aldıkça kendimizi mutlu sandığımız ama daha sonrasında daha da büyük bir açlığa düştüğümüzü fark ettim.

 Özellikle biz kadınlar. Kozmetiğe onca para döküyor olmamıza, dünyada maddi durumu olmayan, okuyamayan, ilaç alamayan, ekmek alamayan onca insan yaşıyorken, biz kadınların elimizde bir kaç rimel olsa da gözü kapalı başka bir rimeli, onuncu ruju, üçüncü fondöteni alıyor oluşumuza kızdım.

Ve daha da kötüsü bunu sadece kendi parasını kazanan, ekonomik özgürlüğü olan kadınlar değil, benim gibi ailesinden para alan üniversite öğrencileri, bursla geçinen öğrencilerin,  annesi babası askeri ücretle fabrikada çalışan orta okul, lise öğrencilerinin de yapıyor oluşuna kızdım. Yani en başta tabi ki kendime de kızdım.

Genç kızların, liselilerin, hatta neredeyse ilk okula giden kızların, yani bizden sonraki nesilin de bizden daha kötü bir tüketim bağımlılığına, kozmetik bağımlılığına düşeceğinden korkuyorum. Bizim gençliğimizde sadece televizyon vardı etkilenebileceğimiz. Şimdi instagram ve "instablogger"lar çok fazla etkiliyor çocukları ve bu yüzden instablogger!lığı da bıraktım. Evet instagramda kozmetik paylaşımı yapan arkadaşların da niyeti kötü değil onlar da sadece fikirlerini paylaşmak bizleri bilgilendirmek istiyor ama farkında olmadan insanları sürekli bir şeyi satın almaya teşvik ediyor, kozmetik sektörü üzerinden para kazanan insanların ekmeğine yağ sürüyor.

Uzun zamandır bloguma yazı yazmıyor oluşumun nedeni de kimseyi makyaj ürünü almaya,denemeye, para harcamaya teçvik etmek istemiyor oluşum oldu açıkcası. Kafamdaki düşünceler yeni yeni şekillenmeye başladı ve bu konu üzerinde düşünmeye,yazmaya çizmeye devam edeceğim. Ben de çok seviyorum makyaj yapmayı yeni ürünler denemeyi ama bundan sonra popüler kültürün, medyanın bize empoze ettiği sürekli bir şeyler satın alma gerekliliği,  ihtiyacım olmayan ürünlere ihtiyacımın olduğunu düşünceleri, beni mutlu edeceği çok harika hissettireceği vaadlerine kanmayacağım.

İnsanlar bence onları asıl mutlu eden şeyleri unutup, popüler kültürün bize dayattığı anlık mutluluklara inanmaya başladı.

Benim için turşu kavanozu kumbaram artık "gerçek" mutluluklar için bir sembol oldu. popüler kültürün, başkaların, medyanın bana dayattığı mutluluk değil, sadece kendi mutluluğum, kendi "güzel günlerim" için biriktirmeye devam...

Siz ne düşünüyorsunuz? Yanılıyor muyum? Abartıyor muyum yoksa bana katılıyor musunuz?